Umut Etmek Devrimci Bir Eylemdir!

Umut, aslında hepimizin yasayabilmek için ihtiyaç duyduğu bir gıda formu… Bu gıda formunun maksadı sadece ruhu beslemek olmasına rağmen, bedeni hayatta tutma konusunda da oldukça etkili olduğu söylenebilir.

Üzerinde yaşadığımız dünyamız ve bedenlerimiz işleyişi bakımından değerlendirildiğinde, şaşırtıcı bir şekilde görülür ki, aslında düzen umut edebilme üzerine programlanmıştır.

Doğanın, soğuk ve karlı geçen uzun kış günlerinden sonra, baharla yeniden uyanışı, ağaçların sonbaharla birlikte tüm yapraklarını dökerek kupkuru kalması, ardından baharla yeniden yaprağa ve çiçeğe durması, her gecenin güneşli bir güne uyanması… Ölümler… Hepimizi çok üzer, kayıplarımız bizi derinden yaralar, ancak yeni bir doğum hepimize yeni bir umut kaynağı olur. (Hatta hepimiz öleceğimizi bilerek umut etmeye devam ederiz)Doğan Cüceloğlu bunu çok güzel ifade eder: ‘’hepimizin ölümcül bir hastalığı var…’’der.

Yaşadığınız tüm kayıplara, hayal kırıklıklarına, aldatılmalara, sizi en dibe vuran olaylara rağmen hala yaşıyorsanız bir umudunuz var demektir. Yaşamak umut etmektir. Hayatın elinizden kaydığını hissettiğiniz anlarda tutunacağınız tek şey umudunuzdur.

Temelde insanı üzen şey kaybetme korkusudur. Gerçekten de insanı üzen, inciten, canını sıkan, hayallerini yıkan en önemlisi “mutsuz” eden en temel kavram “kaybetmek ” değil midir aslında? Güvenini kaybetmek, inancını kaybetmek, onurunu kaybetmek, yolunu kaybetmek, hayallerini kaybetmek, umudunu kaybetmek, neşesini kaybetmek, özgürlüğünü kaybetmek, hayatını kaybetmek, kontrolünü kaybetmek, aklını kaybetmek, kendini kaybetmek… Hangi kavramın ardına  “ kaybetmek” fiilini iliştirirsek o kavramı yıkıma uğratmış oluyoruz. Yıkılan aslında sadece kavramlar değildir,  insan yıkılır, beden yıkılır, ruh yıkılır, inanç yıkılır, güven yıkılır nice hayaller, hayatlar da yıkılır.

Kaybedilen şey manevi de olabilir maddi de. Hangisi olursa olsun her ikisi de insana çok büyük acılar verebilir. Bu insanların hayata, yaşadıklarına yüklediği anlama göre değişir elbette. Kişi hayatında neyi temel alıp, yaşamını neyin üzerine inşa ettiyse, yıkılan da o olur.

İnsanlar yaşamları boyunca “kazanmalar” ve “kaybetmeler” biriktirir. Bazen biri, bazen diğeri ağır basar. Sonuçları bir felsefe oluşturmasını sağlar ve insanı ‘kendisi’ yapar.

İnsan enerjisini nereye koyarsa, orası yeşerir, çiçeklenir. Ortaya konan enerjinin kişiyi başarıya götürmesi, atılan adımların ve yapılan seçimlerin doğru olması ile gerçekleşir. Doğru adımlar, doğru seçimler, enerjiyi çoğaltır, enerjinin artması da insanı canlandırır, heyecanlandırır, umut ışığının yanmasına vesile olur. Her an kaybetme korkusuyla yaşamak ise kişinin enerjisini azaltır, yok eder. Ruh ve beden yolunu ve dengesini kaybeder.

Yaşamak, var olmak sadece nefes almak, boşlukta yer kaplamak değildir. Var olmak bir başkası tarafından fark edilmek, hissedilmek demektir. Yıllar önce Patrick Süskind’in ‘Koku’ romanını okumuştum. Kendine has bir beden kokusu olmayan bir adamdır konu edilen. Çevresindekiler tarafından fark edilmemenin ızdırabı ile başkalarının beden kokusunu çalmak için yaptığı akıl almaz deneyimleri anlatır. Fark edilmek, var olduğunu hissetmenin belki de en önemli göstergesidir diyebiliriz.  İnsanları duygularıyla bir bütün olarak düşünmeliyiz. Duygular insanlarla birlikte hareket eder, şekillenir. İnsan olarak bizler güzelliği, iyiliği, mutluluğu hedef alarak yaşarız. Hiçbir zaman daha fakir olalım, daha çirkinleşelim, çok kötü bir insan olalım ya da başarısız olalım diye negatif hedeflere odaklanmayız. Her birimizin amacı maddi ya da manevi hazdır. Yaşam endeksimiz de mutluluktur. Herkesin mutluluk motivasyonu farklıdır. İşte, yola çıkılan nokta ile hedeflenen mesafe arasında insanı ayakta tutan, ona bu gücü veren şey ‘UMUT’ tur.

‘’Yaşanan her şey benim hayatım. Hayatta olduğum için yaşayabildim onları. Deneyimledim, yanıldım, dibe vurdum. Ama kalmadım orada, çıktım yeniden en yukarıya. Şimdi daha net görebiliyorum yaptığım yanlışları, kaybedip kazandıklarımı…Onları kişiliğime kattım, yenilendim yeni bir ben oldum. Ne mutlu ki soluyabiliyorum havayı, bu ten, bu can benim… Düşüncelerimi, duygularımı kontrol edebiliyorum. Elbette yaşadıklarımız bizim için, bizi biz yapan değerler. Ağlamadan gülmenin kıymetini kim bilmiş?  Bazen kapılar bir bir yüzümüze kapanır, karanlıklar üzerimize çöker. Bir çıkış yolu ararız, bir umut ışığı yansın isteriz. O kapanan kapılar bir daha hiç açılmayacak, o ışık bir daha hiç yanmayacak zannederiz. Bir kez kaybetmek, bir daha hiç kazanamamak anlamına gelmez ki! İlle de o kapanan yerden mi kapı açılacak diye bekleyeceğiz, ya da ışık o söndüğü yerden mi yanacak. Belki de daha büyük bir kapı, daha parlak bir ışık vardır bizim onu görmemizi bekleyen. Umut yaşam alanınızın ne kadar geniş veya ne kadar dar olduğuna, olacağına karar veren bir göstergedir esasında.

Hiç kimse tüm dünyayı değiştiremez. Ancak kendisini ve sahip olduğu kendi yasam alanını etkileyebilir. Ve tüm değişimler önce bir kişi ile baslar. ‘’KENDİMİZ’’le…

İnsanoğlu aklını kaybetmesin, inancını kaybetmesin, kendini kaybetmesin, yolunu kaybetmesin, UMUDUNU KAYBETMESİN gerisi kendiliğinden gelir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sosyal Hesaplarımız