Affetmek Üzerine…

Affetmek, bir başkasının yarattığı olumsuz koşullardan ve yanlışlardan dolayı kendimize acı vermeye, ya da başkasının bize duygusal anlamda acı vermesine bir son vermek demektir.

Affetmek, inkâr etmek, yapılan yanlışı haklı çıkarmak ya da intikam almak değildir. Affetmek, hem mağdur hem kusurlu için, fiziksel, ruhsal ve ilişkiler üzerinde olumlu sonuçlar sağlayan, sosyal bir süreçtir.

Ters mantık yürüterek, affedemediğimiz zamanlar neler yaşıyor olduğumuza bakarak, affetmenin bizi nasıl olumlu etkilediğini daha iyi anlayabiliriz. Affetmeme durumunda hâkim olan duygular; kin, acı, nefret, düşmanlık, öfke ve korku gibi sıralanabilir. Bu olumsuz duygular fiziksel olarak da bizi etkiler; örneğin, mide ağrıları, mide yanması, hazımsızlık, tansiyonda artış, kalp atışında değişim, baş ağrısı, baş dönmesi, uykusuzluk, halsizlik, dikkat dağınıklığı ve huzursuzluk gibi belirtiler bunlardan bazılarıdır. Affedememe durumlarında stres hormonu olan ’Kortizol’ seviyesi artmakta, kalp hastalıkları, sinirsel bozukluk ve hafıza kaybı riski büyümektedir. Affedememenin getirdiği ruhsal ve bedensel sıkıntılar göz önünde bulundurulduğunda, affetmenin aslında ve öncelikle kendimiz için yapacağımız bir eylem olduğu sonucuna varabiliriz

Peki, neden affetmiyoruz? Neden, affetmenin sağlık üzerindeki faydaları bu kadar açıkken,  birbirimize dargın olarak, her an intikam alma arzusu içinde yaşamlarımızı sürdürüyoruz? Bunun cevabı, kişinin ‘affetmeme’ davranışının neye hizmet ettiği ile ilgilidir. Bu duygunun ardında, aslında kendimizi koruma çabamız vardır. Dargınlık ve kin ile kendimizi zarar gördüğümüz insandan fiziksel ve duygusal olarak uzak tutmaya çalışırız. Bize yapılan hatalar karşısında üzülür, incinir, acı çeker ve hayal kırıklığına uğrarız. Bu, bize acı veren duygulara karşı kendimizi korumak ve tekrar böyle duyguları yaşamamak için, öfkemizin dinmesine izin vermeyiz. O öfke kalkanımız olur bizim, onu indirmeyerek tekrar yara alma ihtimaline karşı kendimizi korumaya alırız. Yani affetmemize engel olan şey içsel dirençlerimizdir.

Affetmek yapılan hatayı unutmak mıdır? Acımızı hafifletmek, bize yol göstermek isteyen birçok kişi “unutmaya çalış”, ‘’kafana takma’’ der. Oysa insanlar hafızaları sayesinde, yaşanılan önemli olayların kendilerine hissettirdiği duyguları unutmazlar. Affetmek, ortada bilinen ve hatırlanan bir yanlış olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Yaşanan olayın hatırası bizde kalmaya devam edecek olsa da bu olayın acısını ömür boyu taşımak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Yaşamış olduğumuz acının farkında olarak, bu acının yükünden kurtulma yolunu seçebiliriz. Thomas Szasz’ın tespitinde olduğu gibi; “Aptal insan ne affeder ne unutur, saf insan hem affeder hem unutur, akıllı insan ise affeder ama unutmaz”.

Affetmek yapılan hataya hak vermek veya bu hatayı kabul etmiş olmak değildir. Yapılan hatayı haklı çıkartacak mazeretler üretmek ya da yaşanılan şeyin hak edildiğini kabul etmek ise hiç değildir. Affetmek yapılan şeyden dolayı incindiğimizi, kırıldığımızı, üzüldüğümüzü yok saymak ya da önemsiz göstermek de değildir. Affetmek ortada bir hata olduğu ve bunun bizi hayal kırıklığına uğrattığı gerçeğini kabullenmeyi gerektirir. Yaşanılan şey hiç yaşanmamış gibi davranmaya çalışmak, hatayı göz ardı etmek anlamına gelir. Göz ardı edilen hatalar ise ortada bir sorun olduğu gerçeğini yok saymak anlamına geleceği için hataların tekrarlanma olasılığını artırır. Karşı tarafa ne hissettiğimize ve ne beklediğimize dair mesajları doğru bir şekilde yansıtmalıyız.

Affedersem tekrar aynı hatayı yapabilir ya da affederek hata yapmasına izin vermiş olurum düşüncesi bizi yanlış davranışlara sürükler. Affetmek de affetmemek de hataların tekrar edilip edilmeyeceğini belirlemez. Affetmek karşıdaki kişinin davranışlarını kontrol etmek için yapılan bir eylem değildir. Biz ancak kendi davranışlarımızı ve seçimlerimizi kontrol edebilir ve bunların başkaları üzerindeki etkilerini gözlemleyebiliriz. Biz affetmeyi seçtikten sonra diğer kişinin aynı hatayı tekrar yapması ya da yapmaması onun seçimidir.

Mağdur olan kişi çoğu kez acısının tesiriyle fevri kararlar alır.’’ Zarar gören benim, dolayısı ile fedakârlık yapması gereken o yaptıkları yanına kar mı kalacak?’’ diye düşünür. Oysaki affetmek kişinin kendinden fedakârlık yapıyor olması anlamına gelmez. Affederek iyilik yaptığınız kişi sadece hatayı işleyen kişi değildir, aynı zamanda kendimize de büyük bir iyilik yapmış oluruz. Affetmeyi seçtiğimizde, başka bir kişinin hatasını taşıma yükünden kurtulmuş oluruz. Yaşanan olaya kendimizi hapsetmek yerine, bu olayın olumsuz etkilerinden kurtularak özgürleşebiliriz. Yani affetme durumu kişinin kendisinden bir şeyler verdiği değil aksine kendisine önemli kazançlar sağladığı bir durumdur. Ancak bu şekilde geçmişin etkilerinden kendimizi arındırarak özgürleşebiliriz.

Affetmek karşıdaki kişiyi ödüllendirmek anlamına gelmez. Yaptığı davranıştan ötürü suçlu kişiyi cezalandırmayı artık istememektir affetmek. Çünkü bizi üzen kişinin ceza çekmesi veya bedel ödemesi bizim acımızı azaltmaz ya da onu affetmemizi kolaylaştırmaz. Ona ceza vermek adına yapacağımız hiç bir şey bizi iyileştirmez. İyileşmemizi sağlayacak şey sadece affetmektir. Ancak diğer kişiye ceza çektirmekle ödeşileceğine ya da eşitliğin sağlanacağına inanmak, bize acı veren konunun geride kalmamasına ve o travmanın devam etmesine yol açar. Affettiğimiz andan itibaren geçmişte yaşamak yerine şimdiki zamana dönebilir ve anın tadını çıkartabiliriz.

Affetmek zayıflık göstergesi, güçsüzlük, karaktersizlik ve gurursuzluk değildir; aksine bu, özgürce verilmiş bilinçli bir karardır. Affetmek değersizliğimizin değil, tam tersine kendimize verdiğimiz değerin bir göstergesi olarak algılanmalıdır.

Affetme durumunda, ilişkiyi olduğu gibi sürdürmek, ilişkiye kalınan yerden devam etmek zorunlu değildir. Affetmek, affettiğimiz kişiyi sevmemizi, onunla konuşmamızı veya görüşmemizi gerektirmez. Görüşmek ve iletişim halinde olmak istemediğimiz kişileri de affedebiliriz. Aslında affettiğimizi karşıdaki kişinin bilmesini de gerekmez. Bu, bizim karşıdaki insanın bize yüklediği ağırlıkları, artık taşımamaya karar vermemizle, yani tamamen bizimle ilgili bir meseledir.

Sonuç olarak, ‘’affetmek’’ yaşadığın travmayı kabullenmek ve sana acı ve öfke veren olaylar ile yüzleşmektir. Objektif olarak bu yüzleşmeyi gerçekleştirebildiğimizde içine düştüğümüz derin üzüntü, acı ve öfke aslında bize yeniden başlayabilme gücünü verecek kuvvettir de. Affetmek sadece sana acı vereni değil, kendini de affetmektir. Değişimi karsımızdakinden değil kendimizden beklemeyi öğrenmektir ve bu durumu kendimizi geliştirecek pozitif bir enerjiye çevirmektir. Affetmenin öyle sihirli yolları yoktur, sabır gerekir herkes o süreci farklı yasar. Duygularımızı dinlemeyi, onların rehberliğinde iç muhasebemizi yapabilmeyi öğrenmeliyiz. Tam olarak kafamızda ve yüreğimizde çözmeden gerçekleşen affedişler, gerçek affedişler değildir, affettiğimizi sözle ikrar ederiz ancak o öfke bilinçaltımıza gömülür kalır ve hiç beklenmedik bir anda büyük bir patlamayla yeniden ortaya çıkar. Gerçek affedişlerde bunlar aşılmıştır. Sizi üzen kişiye, ‘’şimdiye kadar beni çok üzdün kırdın beni öfkelendirdin, bu da bana hem ruhsal hem bedensel zararlar verdi, artık buna ben müsaade etmiyorum!’’ demek ve kendinizi bu olumsuz duygudan özgür kılabilmektir. Zarar verebilen kişi güçsüzdür kendi içinde huzur ve barışı yoktur, affeden kişi ise asıl güçlü olandır.

Artık o insandan korkmuyorsak, özellikle de onun da iyileşmesi için duacı olabiliyorsak, başına kötü bir şey gelsin ya da mutsuz olsun istemiyorsak ve o kişiyi kendisiyle baş başa bırakabiliyorsak, adı geçtiğinde artık yüreğimizde acı hissetmiyorsak, artık gerçekten affetmişiz demektir. Kendimizi kutlayalım… Zoru başardık…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sosyal Hesaplarımız