Véronique ya da Weronika

“Neden onlardan iki tane yaptın?”

“Sahnede onları çok sık kullanıyorum ve yıpranabiliyorlar, çok hassaslar.”

Filmin bu son repliği bize neden iki tane Veronika’nın yaratıldığını açıklamasına rağmen, aynı zamanda “Acaba bir yerlerde benden de başka bir tane olabilir mi?” sorusunu da düşündürmüştü.

Filmi izlemeyenler ve izleyip de anımsayamayanlar için kısa bir Kieslowski seyahati yapalım… Gelmiş geçmiş tüm yönetmenlerin yanı sıra, kendine has üslubu ve çekim teknikleri ile seyircisine sinema hakkında üçüncü bir göz kazandıran Polonyalı dahi yönetmen Kieslowski; zaman zaman sinemayı, edebiyatı, müziği ve hayatı, tadı damaktan çıkmayan bir kokteyl gibi kucağımıza bırakıyor. Onun sinemasında hayatı olduğu gibi görmekle kalmayıp hayatı kabullenişimize de şahit oluyoruz. Kieslowski “Evet hayat bu. İçinde aşk, acı, coşku, ihtiras, göz yaşları ve ölüm var.” dercesine bizi hayatın sancılarına hazırlıyor. Film dünyasının yerdiği ve yücelttiği her şeyi kaygısız bir yalınlıkla gösteriyor ancak bunlarla nasıl başa çıkıldığını ve tüm bu gerçekleri nasıl kucaklayabileceğimizi de şeffaf anlatımıyla arkadaşça elimizden tutarak öğretiyor. Bu da onu bir yönetmenden çok dost olarak görmemizi sağlıyor. Çehov hikayelerinde hissettiğimiz sakinliği, Kieslowski de sanki yarattığı karakterlerine şefkatle yaklaşır gibi yansıtıyor bize. Her filmi başyapıt kabul edilse de, bugün en hassas filmi olan “La double vie de Véronique” yani Véronika’nın Çift Yaşamı’na misafir olacağız.

Film, Polonya’nın sarılı yeşilli sokaklarında koşuşturan ve olağanüstü müzikal yeteneğine sahip Weronika’nın yalnızlığa bakışı ve müzik tutkusu ile başlıyor. Weronika babası ile birlikte yaşayan bir genç kadındır. Bir gün babasına hiçbir sebep yokken kendisini yalnız hissetmediğini, hatta bazı zamanlarda aynı anda iki yerde birden olduğunu hissettiğini söyler. Öte yandan bir de kalp hastalığı olan opera sanatçısı Weronika, doktorundan müziği acilen bırakması gerektiğini öğrenir ancak o, güneşe yaklaştığında öleceğini bilmesine rağmen kanatlarının arzusuna karşı koymadan korkusuzca göklere yükselen İkarus gibi kendisini sahneden uzaklaştıramaz. Filmde ilk olarak tam da o sahnede kalbimiz kırılmaya başlıyor. Weronika “Van den Budenmayer” eserini seslendirirken, parçanın ortasında yere yığılıverir ve orada en büyük tutkusunu yaşarken ölür. Yönetmen Weronika’nın ölümünü bize onun gözlerinden göstererek onun endişesini de derinden hissettirir. Bu kamera açısı ile çekme sebebi belki de ölümün ne demek olduğunu ancak ölü birinin anlayabileceğindendir.Tam bu sahneden sonra ise Fransa’daki Véronique’in sabaha huzursuz uyanışı ile filmin seyri başka bir tarafa kayar. Benzer aile ve çevresi olan birbirinin aynısı iki genç kadın… Aralarındaki tek fark seçimleri ve hissettikleri uçurumlar.

Buradaki Véronique ise babasına kendisini her zaman yalnız hissettiğini, sebepsiz yere içinde yas tuttuğundan bahseder. Polonya’daki Weronika’nın ölümünü sanki içinde hissetmiş gibi Fransız Véronique ertesi gün yalnızlık ve hüzün içinde uyanır. Buhranı, filmin devamında da peşini bırakmadan Fransanın güz dolu sokaklarında onu takip edecek. Her noktada benzerlikleri olan Veronikaların hastalıkları da karakter özellikleriymiş gibi aynıdır fakat Véronique, ruh ikizinden ders çıkarmış gibi kalp rahatsızlığı nedeniyle operayı bırakmayı seçer ve müzik öğretmenliği yapar. Filmde bahsi geçen detaylardan birisi de, Weronika’nın küçükken elini sobada yakması ama Véronique’in bir kaç gün sonra sobaya yaklaştığında dokunmaktan vazgeçerek elini sobadan geri çekmesidir. İki kadın arasında farkında olmaksızın kurdukları iletişimden bir diğeri de, Véronique’in, Wernoika’nın ölmeden önce sevgilisine akşam 287 numaralı otel odasında bekleyeceği sözünü, kendisi sevgilisinden kaçarken 287 numaralı odayı tutarak gerçekleştirmesiydi. Filmin orta yerinde bizim de içimizde farkında olmadığımız bazı şeyler uyanır.

Bunlardan biri, kukla sahnesinde leh besteci Zbigniew Preisner’in “Les Marionnettes”i eşliğinde izlediğimiz kukla oynuydu. Küçük çocukar için şehre gelen kuklacı onlara iki kukla arasındaki dramatik bağı canlandırır ve kuklalardan birisi ölerek kelebek olup uçar. Tıpkı Weronika’nın ölümünden sonra bir sabah Véronique’in hayatına başlayışı gibi.

Bahsettiğim müzikal kukla oyunun olduğu büyüleyici sahneye göz atmak isteyenler için:

https://youtu.be/TEVlDb43v-4

Filmin ilerleyen sahnelerinde ise kuklacı, kitabında kanıtlamak istediği psikolojik bir deney için Véronique’in peşine takılarak ona kasetler gönderir ve kayıttaki seslerden yola çıkarak Véronique’in onu bulmasını sağlar, ardından sevgili olurlar. Diğerinin yarım kalan aşkını bir diğeri yaşamaya başlar.

Otelde geçirdikleri günün ertesinde ise kuklacı Véronique’in çantasındakileri incelerken içinden çıkan bir fotoğrafı ona gösterir. Fotoğraftaki kadın, Véronique’in polonya gezisi esnasında çift katlı otobüsün içinden sokağı çekerken objektifine yansıyan Weronika’dır. Bunu gören Véronique yeni bir kırılma yaşayarak her şey açıklığa kavuşmuşçasına göz yaşlarına boğulur. Fotoğrafın çekildiği sahnede aslında Weronika ikizini ruh ikizini bir anlığına fark etmiştir ve otobüsün hareket etmesiyle kendine veda edercesine gözleri hüzünle titremiştir

Film artık bitmek üzeredir ve görsel şölenin sonuna gelmişizdir. İki kadının dillenmeyen öyküsünden ilham alan kuklacı sevgilisinin kuklasını yapar fakat iki tane yapar. Neden iki tane yaptığını soran sevgilisine ise “Sahnede onları çok sık kullanıyorum ve yıpranabiliyorlar, çok hassaslar.” yanıtını verir. Kuklacı burda tanrının bir yansıması gibi, bize Veronikalardan neden iki tane yaratıldığına açıklık getirir ve onlardan iki tane yaparak da tanrılığı üstlenir.

Van Den Budenmayer’in Gizemi

Sadece Kieslowski sinemasında karşımıza çıkan bu eserin kime ait olduğu uzunca bir süre gizemli bir mesele haline gelmişti. Van Den Budenmayer aslında Kieslowski’nin yarattığı var olmayan hollandalı bir bestecinin ismidir. Müziği besteleyen ise yönetmenimizin dostu Zbigniew Presnier olup, besteye bu hayali ismi vermişlerdir. Kieslowski ona gelen mektuplarda sıkça sorulan bu soruyu açıkça cevaplamıştı ama insanlar onun alay ettiğini ya da gerçekten eserin kaynağını gizlediğini zannederek kuşkuyla araştırmaya devam etmişlerdi. Kieslowski aynı zamanda bu eseri dekalog serisinde bir kalp doktorunun sürekli dinlediği bir parça ve bu parçayı seslendirmek için ameliyat olmaya karar veren kalp hastası bir kadının olduğu 9. bölümünden de, ta o zamandan bir gönderme yapar. Filmin renkleri, Irène Jacob’un güzelliği ve karkterlerin gizemli rutinleri yanı sıra (göz pınarlarında yüzüklerini gezdirmeleri gibi) müziği ile de nutkumuzu tutuklayan bu eseri hemen şuraya bırakıyorum.

https://youtu.be/PI_BIS4DLZE

Paralel evrenler ve kadercilik Anlamış olduğunuz üzere Kieslowski her yapıtında karakterler üzerinden göndermeler yaparak zaman zaman onların çoklu evrende birbirlerinin yansımaları olduğunu aklımıza takar ve birbirleri arasıdaki bu bağın, kaderlerini ne oranda etkilediğini gösterir. Kült kabul edilen 3 renk üçlemesinin her birinde gördüğümüz, elinde şişelerin olduğu torbayı atmak için yavşça yürüyen yaşlı kadını bu filmde yolun başındayken görürüz. Sonsuzluğu, zamanı, bilgeliği ya da belki de bir ilintiyi simgeleyen bu detay da her karakterin gözlerinin gördüğü bir başka ortak konudur. La double vie de Véronique’da karakterin elindeki şeffaf küre şeklindeki topu çevirmesiyle cama doğru tuttuğu toptan yollar, evler, ve ağaçlar yansıyarak tersten görünür. Daha bu sahneden 3. Bir ilahi bakışla veya birbirlerinin aynısı ama bir o kadar da karşıtı olan iki kadının paralel bir yansımasını izleyeceğimizin sinyalleri verilir.

Bir sabah uyandığımızda ne olduğunu bilmediğimiz bir kederin koynunda hissettiğimiz olur. Veronikaların hayatlarını izledikten sonra fantezi sayılabilecek ve inanması keyifli olan bir cevaba inandırırız kendimizi. Neden olmasın? Bizden de bir tane daha var ve onun seçimlerinden farkında olmadan ders çıkarıyor ya da hissettikleri bize işliyor, içimizden onunla mı konuşuyoruz? Belki de bizim düşleyip de yapamadıklarımızı gerçekleştiriyordur bir yerlerde? Olamaz mı?

Peki siz hangi Veronikasınız? Korkusuzca arzusuna kapılıp sahnede ölen Weronika mı, yoksa uzun ama tedbirli yaşayarak, içindeki soruları çözümlemeye çalışan, ders alan ve hayatı dinginlikle seyredip olacakları bekleyen Véronique mi? Belki de hayatımız, vazgeçişlerimiz ardından yaktığımız sessiz ağıtlardır. Bize melankolik ama bir o kadar da güçlü karakterleriyle dört mevsimi 98 dakikada hissettirebilen bu yapım için şimdiden iyi seyirler dilerim…

Meryem Demir
Sosyal
Meryem Demir son yazıları (Hepsini Gör)

4 thoughts on “Véronique ya da Weronika

  1. Böylesine harika ve anlamlı bir filme böylesine güzel bir yazı.. Okurken çokça keyif aldım. Kaleminize sağlık, harika bir yazı olmuş 🙂

    1. çok naziksiniz Dmitriy c: teşekkür ederim. keyif aldıysanız ne mutlu bana

  2. Kieslowski’nin Veronika’sı ile çıktığım bu yolculuk muazzam bir deneyimdi. Paralel yaşamlar teorisi bağlamında geliştirdiğiniz bu analiz için teşekkür ederiz. Ellerinize sağlık…

    1. çok sevindim sizin için zevkli olmasına, ben teşekkür ederim güzel düşünceniz için

dmitriy için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sosyal Hesaplarımız