Pythagoras(Pisagor)’ın Ruh Göçü Felsefesi

Pre-Sokratiklerin en ilginç filozofu Pythagoras (Pisagor), M.Ö. 570-495’te yaşamış matematikçi ve mistik bir vejetaryendir. Thales’in öğrencisi olmasının yanı sıra, gerçek bir mistik düşünürdür. Onu döneminin diğer filozoflardan ayıran dikkat çekici ve kafa karıştırıcı özelliklerinden biri, Pisagor’un bir matematikçiyken aynı zamanda bir tarikat lideri olmasıdır. Öyle ki müritlerine baklagil yemeyi, beyaz bir horoza dokunmayı, yerdeki bir çizginin üzeriden geçmeyi veya ışığın yanında aynaya bakmayı yasaklar. Öğretilerini uyguladığı okulunda erkeklerle birlikte kadınların da eğitim alıyor oluşu ilerici bir tutumdur bana kalırsa. Ama bu tuhaf kuralları çiğnemek ölüm gibi ağır yaptırımlara sebep olabiliyordu. Bu tarikatın ve aslında Pisagor’un et yememek üzerine bir tutum sergilemesinin en önemli sebebi ruh göçüne inanmaları ve bu inanışa yönelik oluşturduğu argümanlardır.

Pythagoras

Reenkarnasyon olarak adlandırılan ruh göçü, Pisagor tarafından toplumuna doktrin olarak öğretilir. Ruhun ölümsüz ve bedenden ayrı olduğuna, öldüğünde ruhun başka bir bedene göç ettiğine inanılır. Bu, bir insan bedenine olabilirken bir hayvan bedeni de olabilir. Pisagor’un bu ünlü doktrini hakkında yıllardır anlatılan bir hikaye vardır. Pisagor bir gün dövülen bir yavru köpeğin ciyakladığını duyar ve ardından köpeği döven adamı telaşla durdurmaya çalışır ve “O benim arkadaşımdı” der.  Köpeğin sesinin ölen arkadaşının sesiyle aynı olduğunu iddia ederek, önceki yaşamların ve anılarının gerçekliğiyle birlikte varlığını savunur. Yunan filozof, coğrafyacı ve kartograf Dikaiarchos ise “Önce, tinin ölümsüz bir şey olduğu, başka canlıların biçimine dönüştüğü, sonra da var olanın, dönemsel olarak yeniden doğduğu, hiçbir şeyin mutlak olarak yeni olmadığı, doğmuş olan bütün şeylerin akraba sayılması gerektiği” gibi argümanların Pisagor’un felsefesinin özü olduğunu söyler. Çevremizdeki her şey yeni değildir ve bizden bir parçadır. Metampsikoz (ruh göçü) ilk olarak Batı tarihinde Pisagor ve Platon ile bilinir. Platon, Armenius’un oğlu Er’in ölümünden sonra on ikinci günde doğaüstü bir şekilde hayata geri döndüğünü anlatır Devlet’te. Mısır, Kelt, Maya ve İnka medeniyetlerinde ruh göçü farklı şekillerde inanılan bir şeydir ama Pisagor’un doktrini bazı farklılıklara sahiptir. Ruh ve beden düalizmi onunla birlikte başlar. Pisagor’un ruhu yücelttiği ve bedeni küçülttüğü bu öğretiden dinler ve felsefe de kaçınılmaz bir şekilde etkilenir. Var olmanın özünün ruh olduğu savunulur. Böylelikle, madde ve ideal olan arasında bir ayrım yapar ve onun bu ayrımı düşünürler arasında maddecilik (materyalizm), düalizm (ikicilik) ve idealizm(ülkücülük) hakkında birçok tartışmaya yol açar.

Bana kalırsa ruh göçü büyülü ve sonsuzlağa yakın bir öğreti. Ölümsüzlük zaman zaman insanlar için bir arzuykan, başka bir bedende sonsuz olmak ve dünyada hep var olmak ne kadar katlanılabilir emin olmak zor. Metampsikozun en ilginç tarafı kesinlikle hayvanlara yaklaşımıdır. Herkesin ruhun göçüne bir hayvan ya da insan bedeninde inandığı bir dünya kulağa ütopik gelse de farklı sonuçlar doğuracağına inandırıyor. Çünkü yeni bir varoluşun olmadığının unutulmadığı bir yerde, her varoluşun daha kıymetli ve saygı içerisinde karşılandığını düşündürüyor.  Pisagor’a göre günahkarsanız hayvan olarak doğarsınız ve insandan aşağı bir konumda yaşarsınız. Bu yine Pisagor’un kendisiyle çeliştiği tuhaf bir düşünce çünkü aynı kişi hayvanları yemeyi yasaklıyor. Bir hayvan önceki yaşamında kız kardeşin ya da arkadaşın olabilirdi ve sevdiklerinin etini yeme düşüncesi ona iğrenç ve korkunç gelirdi. Sadece yemek de değil, hem insanlara hem de hayvanlara yönelik herhangi bir kaba ya da zarar verici bir davranış da aynı şekilde kaçınılması gereken bir şeydi. Bu kadar nazik ve düşünceli davranışlarda bulunan bir toplumun kat edeceği yol oldukça uzun ve hoş görünüyor. Yorgos Lanthimos’un distopik  bilim kurgu filmi The Lobster’ı ister istemez düşündüren ruh göçü doktrini, sinemada yanlız öldüklerinde bir hayvana dönüştükleri şeklinde işlenmiştir.Dönüşecekleri hayvanı seçmeleri gibi Pisagor’un doktrini ve Lanthimos’un filmi birçok farklılık içerse bile, ölülerin hala bir bedende yaşıyor olması bir paralellik gösterir.

Reenkarnasyon hala bazı dinlerde, toplumlarda ya da zihinlerde varlığını koruyan bir inanıştır. Yüksek enerjili alanlarda görülen ve bilimsel olarak kanıtlanmış vakalar, kendi reenkarnasyon deneyimini anlatan birçok insan ya da tartışma yaratan ama kesin olarak çözümlenmemiş vakalar mevcuttur. Özellikle çocuklarda başka yaşamlardan kesitlerle karşılaşılır. Sıklıkla bedenlerde yara izleri ya da doğum lekeleri kanıt olarak görülür. Özellikle Pollock İkizleri reenkarnasyon tarihindeki en ilginç vakalardan biridir. 

Pisagor’un ruh göçü felsefesi çelişkileri dışında ruh ve beden ikililiğinin öncüsü kabul edilir. Ama hayvanlar ve insanlar arasında kesinlikle eşit bir ilişki sunmaz. Pisagor’un hayvan yemeyi yasaklaması, başka bir canlının tıpkı insan gibi acı çekmesini etik bulmamaktan çok, o beden içinde sevdikleri birinin olma ihtimaline dayanır. Bu da oldukça ikiyüzlü bir tutumdur ama yine de tarikatın en azından hayvanların bir nebze de olsa ölümünü engellediği aşikardır.  Çok yönlü bir bilim insanı olmasıyla birlikte Pisagor’un mantık dışı öğretilere dayanan bir tarikat lideri olması yine onu çelişkili ama mistik biri yapıyor.

Yasemin Karaman
Sosyal

4 thoughts on “Pythagoras(Pisagor)’ın Ruh Göçü Felsefesi

  1. Çok ilgi çekici bir konu, videoyla da desteklemeniz çok güzel olmuş. Çok iyi bir şekilde ele almışsınız, teşekkürler!

  2. Her zaman ilgimi çeken ve aklımı kurcalayan bir konuyu çok güzel bir şekilde anlatmışsınız. Ellerinize sağlık.

Anonim için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sosyal Hesaplarımız