PETER PAN ASLINDA KİM?

Hepimizin çocukluğundan beri düşlerini kurduğu “Neverland” ve uyurken bizi oraya götüreceğini düşlediği “Peter Pan” aslında göründüğü kadar renkli değildi. Belki de karanlık bir geçmiş ancak böylesi huzurlu ve cıvıl cıvıl bir evren yaratabilirdi. Peter Pan’ı daha iyi anlamak için yazarın geçmişine kısaca göz atmakta fayda var zira, yazar James Matthew Barrie’nin de hayatı Peter Pan’dan daha az ilginç sayılmaz, hatta Peter Pan’in çokça otobiyografik ögeler bulundurduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz.

Yaratıcısı James Matthew Barrie’nin bilinmeyen hayat öyküsü

James Matthew Barrie on çocuklu bir evde dokuzuncu çocuk olarak İskoçya’da dünyaya geldi. Daha 6 yaşındayken ailenin en gözde çocuğu olan 14 yaşındaki ağabeyisi David’in paten kayarken düşerek ölmesi sonucunda Barrie’nin hayatında hiçbir şey artık eskisi gibi olmadı.

Bir gün annesinin kederine yardımcı olmak için ağabeyi David’in kıyafetlerini giyerek yanına gitti ve David gibi davrandı. Acısı henüz taze olan annesi için bu büyük bir teselli olmuşsa da Barrie için onarılmaz bir depresyon ve hasara neden olmuştu ve hayatının bütünüyle değişmesiyle sonuçlanacaktı. Yaptığı bu küçük oyunun annesinin hoşuna gittiğini görünce bundan sonraki günlerde de David’in kıyafetlerini giyerek tıpkı onun gibi yemek yemeye, ıslık çalmaya, yürümeye, kısaca onun gibi davranmaya başlamıştı. Artık neredeyse David’in rolünü üstlenerek ailenin acısını dindirmiş ama kendi kimlğini de yitirmişti. Bu rol onun da hoşuna gitmişti ki 20 yaşına kadar bunu sürdürdü. Ta ki bir gün annesi, David’in kıyafetleri içindeki Barrie’yi sahiden ölen oğlu sanarak “David, sen mi geldin oğlum?” deyip heyecanla sarıldığında Barrie çok sarsılmış ve annesinin seneler önce kaybettiği oğlununun ölümünü hiçbir zaman kabullenemeyeceğini anlamıştı. O günden sonra bir daha ağabeyisinin kıyafetlerini giymedi. Islık çalmayı, onun gibi davranmaya son vererek David olmayı bırakmış ve kendi olma yolunda adımlar atmıştı ancak çocukluğundan ergenliğine kadarki süreçte ailesinin küçük David’i olmak için büyümeyi reddetmesi ve ailesinin ona Barrie olarak ilgi ve şefkat göstermemesi onu gerçekten de büyümeyen biri yapmıştı. Tıpta bu gelişim bozukluğuna “psikolojik cücelik” deniyordu. Öyle ki bu travma pedagojik olarak onu etkilediği kadar fiziki gelişimini de etkilemiş ve  iskelet yapısındaki bozukluktan ötürü  ancak 1.42 cm kadar uzayabilmişti. Barrie’nin aynı zamanda organları da tamamiyle gelişmemiş ve bu yüzden cinsiyetsizdi.

Okul hayatında maruz kaldığı alaylar onu psikolojik açıdan çok zedelemişti. Katlanmak zorunda kaldığı davranışlar hayatının geri kalanında da peşini bırakmadı. Toplu taşıma araçlarında çocuk zannedilip yarım bilet kesilmesi gibi yanlış anlaşılmalar Barrie’yi utandırıyor ve topluma karışmasını güç hale getiriyordu. O da bir daha asla tren ve otobüs kullanmadı. 

Eğitim hayatının ardından yayınevlerinde çalışmaya başladı. Belli bir zamandır öyküler yazıyordu ve ilk kez sahnelenecek olan oyunu “Bandalero the Bandit” için heyecanlıydı ancak kilise tarafından sakıncalı görüldüğü için canlandırılmadı. Bununla kalmayıp peş peşe yazdığı öyküler de ilgi görmedi. Geçen zamanla birlikte dönüm noktası olan “Tommy ve Tommy ile Grizel” isimli romanını yazdı ve bu sefer büyük beğeni gördü. Çocukuluğunu yaşamak isteyen ve büyüymeyi reddeden bir çocuğu konu alan bu romanı anlaşılacağı gibi kendisinden izler taşıyordu. Bu romandaki karakteri biraz daha geliştirerek onu zirveye taşıyacak olan Peter Pan’ı yaratacaktı.

Özel hayatına gelince, yetişkinlere dair çoğu şeye antipati duyduğu gibi evlilik ve cinsellikten de bir o kadar korkuyordu. Barrie tam anlamıyla bir tiyatro tutkunuydu ve ilk aşkı da tiyatro oyuncusu Mary Ansell oldu. Barrie ve Mary 1894 senesinde evlendiler fakat aralarında hiçbir ilişki yaşanmadı. Bir kadınla beraber yaşamak onun da içinde bazı şeyleri değiştirmeye başladı. Özellikle de karısın onu devamlı çocuk olduğunu ve asla büyüyemeyeceğini söylemesiyle o da kendi durumunu artık anlıyordu. Kısa zaman sonra karısı onu aldatmış ve ayrılmışlardı, Barrie bir kadınla mutlu olamayacağını da bu evliliğin sonunda görmüş oldu. O sadece çocuklarla iyi anlaşabiliyor ve onlarla birlikteyken tamamiyle mutlu hissediyordu. Eşi de dahil kimseye gösteremediği ilgi ve sevgiyi yalnızca çocuklara gösterebiliyordu. Bu özelliği toplum tarafından yanlış anlaşılıp onu ahlaksızlık iftiralarına maruz bıraksa da o sevgisini hiçbir zaman esirgemedi. Anılarında yazana göre bu onu çok incitmişse de insanlara karşılık vermemiş.

Hayatının bu dönemi onu her zaman çocuk kalabilmek ve dünyanın çirkinliklerinden ebediyen uzaklaşmak, her şeyin safça olduğu bir evreni kurmak gibi düşüncelere iyice bağlamıştı. Başyapıtı olan Peter Pan’ı da zaten o zaman yazmaya koyulmuştu. Peter Pan onun hayalini yaşayan ve onu anlayacağına inandığı bir dost, bir kahramandı. Peter Pan da onun gibi yetişkinlerin dünyasına yabanıl ve düşler ülkesinde yaşamak isteyen bir çocuktur. Kitabın girişi “tüm çocuklar büyür, sadece biri hariç…” diye başlar ve burada yazarın iniltilerini duymaya başlarız. Kendisi o kadar uzun süre çocuk kalmıştır ki, artık istese de yetişkinlerin dünyasına ayak uyduramaz bu yüzden düşlerinde dans eder.

Peter Pan’ın ilk sahneye çıkışı

Dönemin sahnelenen tiyatroları çoğunlukla burjuvalara, yani üst kesime hitap eden yetişkin dramalarıydı. Dolayısıyla Barrie’nin oyunları genelde ilgi görmüyordu. Barrie kurgusuna çok güvendiği bu oyunu son şansı olarak görüyordu. Bu yüzden aklına gelen bir fikirle şöyle bir şey yaptı; her sıradan üç koltuğun boş bırakılmasını isteyerek o koltukları kendisi tuttu ve yetimhanedeki çocukları yerleştirdi. Oyun başladığındaysa Peter Pan’dan büyülenen çocuklar sonuna kadar dikkatle ve keyifle seyrettiler. Ebevyenlerden uzakta “Neverland” diyarı yetimhanedeki çocukların kendilerini iyi hissetmesi ve eğlenmelerini sağlamasıyla birlikte diğer seyircileri de oyuna kilitlemiş oldu. Bu taktik şu an hala daha sahte izleyicilerle oyunlarda seyircileri manipüle etmek için koltukların aralarına reaksiyon vermeleri amacıyla kullanılıyorsa da Barrie’nin hak ettiği takdiri toplaması için iyi de olmuştur.

Peter Pan sendromu

İsmini Barrie’nin Peter Pan romanından alan bu sendrom 1983 yılında Amerikalı psikanalist Dan Kiley tarafından keşfedildi. Büyüme korkusu olan çocukların sosyal görevlerini üstlenmeye başlama çağlarında olgunlaşmayı reddederek çocuk kalmayı sürdürmeleriyle ortaya çıkan bir çeşit davranış bozukluğu veya komplekstir.

James Matthew Barrie’nin aramızdan ayrılışı

19 Haziran 1937’de kendi evinde ölü bulundu. Her zaman çocuk kalabilme dileği gerçekleşmemiş olsa bile nihayet dünyanın kaygıları ve kötülüklerinden uzakta bir yere gitmişti. Kimisi onun aslında Peter Pan olduğuna inanıyor kimisi de Peter Pan’ın hüzünlü sonundan sonra Barrie’nin eşiyle birlikte yürümekten keyif aldığı Kensington Parkı’ndan esinlenerek yazdığı “Peter Pan ve Kensington Bahçeleri’ni” yazdığı romanındaki parkta kuş olup uçtuğuna inanmayı tercih eder.

Ayrıca Peter Pan’ın renkli olduğu kadar acı da olan öyküsü sinemada da bir o kadar ilgi görmüştür. Marc Forster’ın yönettiği, Johnny Depp ve Kate Winslet’ın oynadığı “Düşler Ülkesi” filmi ile 2005 yılında sinemalarda gösterime sunuldu hatta bundan öncesinde Disney tarafından da 1953 yılında ekrana uyarlanıp büyük ilgi toplamıştır.

Peter pan her jenerasyondan kişiye hitap ederek Barrie’nin bile tahmin etmediği kadar sevildi.  Peter Pan’ın göz kamaştırıcı dünyasının arkasında kalan yaratıcısının hayat hikayesini bilmemiz, Peter ‘i belki de daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.

BİRİ DIŞINDA, bütün çocuklar büyür ve büyüyeceklerini erken yaşta öğrenirler. Wendy’de şöyle öğrendi: İki yaşındayken, bir gün bahçede oynuyordu. Bir çiçek daha koparıp, bu çiçekle annesine koştu. Sanırım küçük kız pek sevimli görünüyordu ki, Bayan Darling elini göğsüne koyup ‘Ah, keşke hep böyle kalabilsen!’ diye haykırdı. Bu konuda aralarında geçen konuşmanın hepsi buydu ama WENDY BUNDAN SONRA BÜYÜMEK ZORUNDA OLDUĞUNU ÖĞRENMİŞTİ. Bunu iki yaşına girdikten sonra anlarsınız hep. İki yaş, sonun başlangıcıdır.

Meryem Demir
Sosyal
Meryem Demir son yazıları (Hepsini Gör)

6 thoughts on “PETER PAN ASLINDA KİM?

  1. Ahh.. Peter Pan’ı çok seviyorum fakat yazarı hakkında pek bilgim yoktu. Okurken çok üzüldüm.. Harika bir şekilde anlatmışsınız, teşekkür ediyoruz.

  2. Bizim çocukluğumuz Peter Pan ile geçti. Ne yazarı ne de hikayesi hakkında bir fikrim vardı. Akıcı bir anlatımla yazılmış. Teşekkürler🌺

  3. böyle hüzünlü bir hikayesi olduğunu bilmiyordum. okurken çok duygulandım. teşekkürler.

anonim için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sosyal Hesaplarımız