MAKSİM GORKİ’NİN OTOBİYOGRAFİK ÜÇLEMESİNDEN HAYAT KRONOLOJİSİNE

Asıl adı Aleksey Maksimiç Peşkov (1868-1936) olan Maksim Gorki Rusça’da ‘Acı’ anlamına gelen Gorki soyismini daha sonra almıştır.

Rus edebiyatında toplumcu gerçekçilik akımının kurucusu kabul edilen Maksim Gorki’nin kendi yaşamıyla özdeşleşen “Çocukluğum” , “Ekmeğimi Kazanırken” ve “Benim Üniversitelerim” adlı üçlemesi kuramsal ögeleri de içerisinde barındırmakla birlikte onun yaşamından derin izler taşıyan otobiyografik eserleridir.  Gorki bu eserlerini kaleme alırken adeta çok yakın bir arkadaşına geçmiş hatıralarını anlatır, o günleri yad eder gibi o yaşlarının masumiyeti, heyecanı ve sadeliği ile sesini yazıya döker.Gorki’nin yaşam kronolojisi göz önünde bulundurulduğunda eserlerinde anlatılan süreçler ile birebir örtüştüğü, kurmaca ögelere çok az yer verildiği konunun araştırmacıları tarafından da kabul görmüştür.

Maksim Gorki’nin edebiyattaki ilk adımları, Lenin’in Partisi’nin Rusya’da tarih sahnesine çıkmasına, işçi hareketinin gelişmesine ve devrimci hareketin hızla olgunlaşmasına rastlar. Gorki edebiyatını besleyen yaşam algısı üzerinden yansıttıkları ile bu dönemin en önde giden kanaat ve fikir önderi olmuştur. Aynı zamanda Gorki’nin sanatı bu büyük halkçı atılımın kat ettiği aşamalarda kendi yaşamıyla da eş zamanlı bir yansıması olarak kabul edilebilir. Zira kendisi bütün varlığı ile en aşağıdan itibaren halkın ta kendisini temsil etmektedir. Gorki hayatı boyunca hiçbir zaman halkın dışında ve üstünde onlardan ayrı bir yerde kendini konumlandırmamış, aima bizzat her şeyiyle tam kalbinde yer almıştır. İlk eserlerinde toplumun en alt tabakasının simgeleşmiş karakterlerini temsil eden düşkünler, serseriler, hayalciler, isyankârlar, zanaatkârlar çok canlı ve romantik bir dille ama gerçeklik bağlamından kopmadan gözler önüne serilmiştir. Gorki’nin eserlerinde özü oluşturan çocukluk yılları, zamanla olgunlaşan gözlemlerinin filizlendiği, ifadelerinde de bunu açıkça hissettiren masumiyet yıllarıdır. Yazarın yaşamı ve sanatı paralellik taşır.

Toplumcu gerçekçiliğin kurucusu olarak kabul edilen Gorki’nin eserlerinde burjuva-aristokrat tabakanın duyarsızlığı ve zulmü karşısında duyduğu öfkeyi Rusya’da herhangi bir evde, sokakta, köyde ya da bir şehirde görülebilecek insanların hüzünleriyle, acılarıyla, neşeleriyle olduğu gibi aktarılır.  Adeta Gorki’nin eserlerinde insanlara, onların iç dünyalarına ruhuna ve kalbine tek tek dokunursunuz. Yaşadığı coğrafyaya ilişkin tasvir ve betimlemeleri ruhundaki yansımaları da bize hissettirerek son derece canlı ve renki bir üslupla aktarır.  Bu yönüyle onun eserleri o dönemi toplumsal, sosyal, kültürel, politik hatta coğrafi açıdan yansıtan birer belge niteliğindedir.

ÇOCUKLUĞUM

Gorki’nin kendinden yola çıkarak kaleme aldığı otobiyografik üçlemesinin ilki olan ‘Çocukluğum’da onun hayatında ciddi yere sahip olan büyükannesi ve ona okuma yazma öğreten büyükbabasından uzun uzun söz eder. Büyükannesi hayatı bilgece yaşayan, iyilik dolu yüreğiyle etrafındaki tüm olumsuzluklara ve sıkıntılara rağmen ışık saçan, yüreği sevgiyle dolu bir kadındır. Anlattığı masallar ile Gorki’yi derinden etkileyerek gerçek ve gerçeküstü anlatıların insanlar üzerindeki farklı etkilerini daha çocukluktan itibaren ayrımsamasına zemin hazırlar. Gorki çocuk yaşlarından itibaren insanların masalları daha merakla ve ilgiyle dinler ve inanmaya daha meyilli bulurken, gerçekleri, özellikle acı veren gerçekleri yadsımada daha mahir olduklarını keşfeder. Büyükbabası inançlı bir ortodokstur. Dini metinleri düzenli bir şekilde okur. Torununu da bu yönde eğitme isteği ile ona da dini metinler ve azizlerin yaşantıları üzerinden okuma yazmayı öğretir. Bu zaten okumaya çok istekli ve hevesli olan Gorki’nin yaşam boyu sürecek okuma ve öğrenme aşkını ateşler. Babasından sonra annesinin de vefatıyla hem öksüz hem de yetim kalan Gorki’nin hayatta en büyük destekçisi olarak bir tek anneannesi kalır. Zira annesinin ölümünden sonra büyükbabası ona; :

“Aleksey, sen bir madalyon değilsin, hep boynumda asılı kalamazsın. Git, insanların içine karış, kendi ekmeğini kazan artık!” Nitekim Gorki, yıllar sonra kaleme alacağı “Çocukluğum”  adlı eserini, büyükbabasına ithafen “Ve ben de gittim.”sözleriyle sonlandırır.

Maksim Gorki ÇOCUKLUĞUM SESLİ KİTAP: Bu eserin tamamını You Tube kanalımızdan sesli kitap olarak dinleyebilirsiniz.

EKMEĞİMİ KAZANIRKEN

‘Ekmeğimi Kananırken’ eserinde Gorki artık çalışmaya başlamıştır. Önce mağazalarda tezgahtar yardımcılığı yapar. Orada birlikte çalıştığı ortamdaki insanları, oraya alışverişe gelen veya ürün temin eden kişileri, köylüleri, din adamlarını çok iyi gözlemler. Eserlerinin bütününe bakıldığında ne kadar iyi bir gözlemci olduğu ve bunu eserlerine gerçeklikten kopmadan yansıttığı açıkça görülür. Tüccarların aç gözlüğü, bencilliği, ikiyüzlülüğü ve herkesi küçümser alaycılığını, yanlarında çalışanların her fırsatta onları soymaya çalıştıklarını, zanaatkârların baştan savma işler yaptıklarını, din adamlarının halkı daima kandırdığını, köylülerin de çoğunlukla saf ama pek de iyi niyetli olmadıklarını fark ettikçe olup biteni içine sindiremez. Sonrasında bir akrabasının yanında hizmetçilik yapmaya ve onların işi olan mimari ressamlık işine girişir. Ancak burada da para, mülk ve itibar sahibi insanların alt tabakadan insanlara zulüm ve eziyetlerine şahit olur. Adeta sahip-köle ilişkisi içerisinde yürüyen sistem onu isyan ettirir. Yine bu arada bir şeyler okumak için her türlü fırsatı değerlendirir. Ardından bir gemide iş bularak bir de denizde yaşam kavgasını deneyimler. Bu serüveninde tanıştığı aşçı Smury ondaki okuma aşkını fark eder ve bu yönünü destekleyerek daha da büyümesine ve daha donanımlı olmasına katkı verir. Ancak bu macerası da uzun sürmez. Yapmadığı bir hırsızlıkla suçlanarak yüz kızartıcı bir biçimde işine son verilir. Ama şunu fark eder ki bundan sonraki yaşam süreci boyunca okumaya olan aşırı düşkünlüğü çevresinin şekillenmesinde belirleyici rol oynayacaktır. Ve bu durum hayatının farklı bir yöne evrilmesinin de yolunu açar.

‘’Güneşi göstermek şöyle dursun, bulutların arasında varlığını bile sezdirmeyen unutturan, o kapalı, o sıkıntılı sonbahar günlerinde, ormana dalıp içinde kaybolmayı birçok kez aklımdan geçirmişimdir. Kendimden geçiyor, şaşırıyor, bir patika arıyor ama bulamıyordum. Yorgun argın dişlerimi olanca gücümle sıkıyor, gelişigüzel öne doğru dümdüz yürüyor, çalılar, dikenler, yosunlar, bataklıklar arasından geçiyor, yürüyor, yürüyor, sonunda her zaman yolumu yine buluyordum!

İşte yapacağım buydu.

Sonbaharda, belki okuma fırsatı bulurum ümidiyle Kazan’a doğru yola çıktım.’’

Onun güçlü kaleminden çıkan bu doğa ve gökyüzü tasviri kendi içinde bulunduğu ruhsal duruma da açıklık getirecek bir metafordur. O zaman içinde bulunduğu durum tam da yukarıda anlattığı doğa olaylarında anlattığı ve onun karşısında hissettikleri ile birebir örtüşür niteliktedir.

MAKSİM GORKİ EKMEĞİMİ KAZANIRKEN SESLİ KİTAP: Bu eserin tamamını You Tube kanalımızdan sesli kitap olarak dinleyebilirsiniz.

BENİM ÜNİVERSİTELERİM

…Nijniy Novgorod’dan Kazan’a üniversite okumaya gider. İşte üçlemenin son bölümünü oluşturan ‘Benim Üniversitelerim’ bu yıllarını kaleme aldığı eseridir. Ancak yoksulluk burada da karşısına çıkan en önemli engeldir. Yaşamak için para kazanmak zorundadır. Limanlarda çalışmaya başlar, işçiler ile en yakın teması burada kurar. Yine okumaya olan ilgisi fark edilince devrimci gençlerin yararlandığı gizli bir kütüphane işlevi gören bir fırını olan Derenkov’la tanıştırılır. Ve orada çalışmaya başlar.’ Deniz İşçileri’nden sonra burada ‘Ekmek İşçileri’ ile de tanışmış olur. Burada tanıştığı devrimci üniversite öğrencileri, onların liderleri ve örgütle bağlantı kurma olanağı ve daha bilimsel eserler okuma ve kendini geliştirme imkanı bulur. Üniversiteli gençler çok hümanist ve romantiktir. işçiyi köylüyü hep çok iyi niyetli ve işlenmeye hazır verimli bir toprak gibi görürler. Ancak Gorki burada ciddi bir ikileme düşer; onun tanığı köylüler ve işçilerin hepsi öyle değildir. Hatta çok azı onların zannettiği bilgeliktedir. Eserinin bir yerinde ‘gencecik üniversiteli öğrenciler kitaplarda okuyup öyle olduklarını zannettiği insanlar yüzünden kendilerini heder edip gidiyorlar’ diye serzenişte bulunur. Fakat kendisi de hayatı boyunca halkı için mücedeleden bir an olsun geri durmaz. Ancak şunu fark eder ki, tüm felsefecilerin ortaya koyduğu öğretiler yaşamış olduğu hayatta tanışmış olduğu insanlardan duyduğu sözlerden fazlasını söylememişlerdir. Yazılanlar yaşananların bir sentezidir, hepsi de hayatın ta kendisidir. Kurduğu ilişkiler ve ortaya koyduğu güçlü kişilik onun devrimci faaliyetler içerisinde daha etkin roller alabileceği bir konuma taşır. Krasnovidovo köyünde devrimci faaliyetlerin yürütülmesinde ve kooperatif kurulması çalışmalarında etkin bir kişi olan Romas’la birlikte artık hayatının bundan sonrasını şekillendirecek bir yola girmiştir bile.

MAKSİM GORKİ BENİM ÜNİVERSİTELERİM SESLİ KİTAP: Bu eserin tamamını You Tube kanalımızdan sesli kitap olarak dinleyebilirsiniz.

Maksim Gorki’nin kaleme aldığı eserlerde ortaya koyduğu gerçekler yaşanmışlıklar ile Bilimler Akademisinin sunduğu toplumsal, sosyolojik raporlar bir biriyle tıpatıp uyuşur. O yönüyle Çar tarafından Gorki’ye ‘Bilimler Akademisi Onursal Üyeliği ‘ünvanı verilir. Tabii sonrasında Çar ve çevresiyle birçok konuda ters düşüp karşı karşıya gelecekleri bir süreç de başlamış olur.

VE LENİN’LE MAKSİM GORKİ’NİN YOLLARI KESİŞİR

Gorki eserlerinde toplumsal hareketlerin fitilini çeken hatta onlara yön veren baskın bir rol oynamıştır. Sonrasında yaşanan olaylar onun Devrim hareketlerine aktif olarak katılmasını zorunlu kılar. Bolşevik gazeteleri maddi manevi destekler. Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne girer. Lenin’le birlikte Moskova’nın silahlı savunma hazırlıklarına katılır ve Peterburg’da protestocuların üzerine hedef gözetmeksizin ateş açılan “Kanlı Pazar”a tanık olur. Orada o gün şahit oldukları, hazırlıkların artık yapılması ve devrimin artık olması gerektiğine karar vermesine sebep olur. Bunun üzerine tüm Rus halklarını ve Avrupa devletlerini otokrasiyle savaşmaya davet eden bir çağrı mektubu yayımlar. O belgede, Çar II. Nikolay’ı gösterinin barışçıl niteliğinden haberdar olmakla, buna rağmen masum insanların askerlerce katledilmesine göz yummakla, bu yüzden onu, böyle bir misillemeyi kışkırtacak hiçbir şey yapmayan masum insanların katliyle bizzat suçlar. Böyle bir rejimin artık hoş görülmeyeceğini beyan eder ve Rusya’nın tüm vatandaşlarını derhal otokrasiye karşı inatçı ve kardeşçe bir mücadeleye çağırır. O akşam halka açık bir toplantıda kendi gözünde devrimin başlamış olduğunu da bildirir. Ancak bildiriler dağıtılamadan ihbarla ele geçirilir ve Gorki Petersburg’u terk etmek zorunda kalır. Tabii bu süreç tutuklanmaları, hapis ve sürgünleri de beraberinde getirir. Ama tutuklanması olayları durdurmaz aksine her yerde protestocuların daha ateşli bir biçimde sokağa dökülmelerinin yolunu açar. Yabancılar bile, tek suçu düşüncelerini alenen ifade etmek olan bir yazarı kurban eden feodal baskıdan rahatsız olduklarını diler getirir ve ona destek olurlar. Tüm dünya basını Gorki’nin serbest bırakılmasını talep eden öfkeli makaleler basar. Bu arada Avrupa’ya oradan Amerika’ya geçen Gorki’nin ünü kendinden önce oralara ulaşmış ve onu eller üstünde karşılamışlardır. Eserleri tüm Avrupa sahnelerinde oynanıyor kitapları satış rekorları kırıyordur. Ve ‘Ana’ adlı eseri yayınlanır yayınlanmaz bomba etkisi yaratır. Sosyalist hareketi detaylı bir şekilde ele alan bu eser, toplumu büyük bir değişimin içine çeken devrim sürecinde işçi sınıfının vermiş olduğu mücadeleyi ayrıntılı bir biçimde aktaran ilk eser olma özellini taşır. Eserde Rusya işçi sınıfının hızla gelişen sosyal demokrat yönü derin hatlarıyla yansıtılır. Cahil diyebileceğimiz türden basit, kaba insanların, sosyalizmin vaat ettiği güzelliklerin bilincine varışı ele alınır. Bu eser eğitim ve öğretimde yer alması gereken kitaplar arasında ilk sıraya konur.

Yurtdışında bulunduğu süre zarfında ona göre gerçek dünya, gözünün önündeki değil, vatanından kaçarken geride bıraktığıdır. Özlemi o kadar büyüktür ki, onu şöyle dile getiri:

“Bir çekişte çeneden koparılmış bir dişin duyguları olsa, kendini benim kadar yalnız hissederdi herhalde.”

Bu arada Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin V. Londra Kongresinde Lenin ve diğer devrimciler ile bağlantı kurar ve onur konuğu sıfatıyla davet edilir. Fakat bazı devrimci liderlerin devrimciden çok reformcu olduğunu, işçi hareketini yönetmeyi hak edecek kadar Rus olmadıklarını fark etmekte gecikmez. Bu da ileride ayrışmalarına sebep olacak zemini hazırlar. Ancak Lenin’in azmi, kararlılığı ve sadeliği onu etkisi altına alır.

Gorki’nin halka olan sevgisi onlara doğaüstü bir anlam yükler, onlara, bir müminin Tanrı’ya inandığı gibi inanmaya gereksinim duyar. Halk sevgisi adeta onun kemiğine, iliğine işlemiştir. Gorki’nin sosyalizme olan inancı da öyle öğrenilmiş bir fikrin yarattığı bir öğreti değil, içgüdüsel bir inançtır. Tıpkı din gibi. Halkın kurtuluşunu sadece onda görür.

GORKİ İLE LENİN BİR NOKTADA TERS DÜŞERLER…

Bu arada Lenin Bolşevik hareketi hızlandırır Gorki ise henüz halkın buna hazır olmadığını öne sürerek zaman ister. 1.dünya savaşı patlak verir. Gorki savaş karşıtı makaleleri ardı ardına yayınlayarak savaşı protesto eder.

“Bu lanetli savaş en iyi Rus işçilerinin on binlercesini yok etti ve onlar yerine ‘ulusal savunmada’ çalışmak üzere makinelerin başına geçenler bunu sırf askerlikten kurtulmak için yaptılar (…) Hepsi proleterya psikolojisine yabancı, temel siyasi kavramlardan bile yoksunlar ve yeni bir kültürün inşası fikri onları çekmiyor. Kafaları sadece bir burjuva arzusuna, en kısa zamanda ve ne pahasına olursa olsun kendi refahlarını sağlama almaya odaklıdır.Bunlar saf sosyalist düşünceleri kabul edip gerçekleştirmekten organik olarak aciz insanlar.”

Ve içeride kazanan Ekim Devrimi olur. Gorki ise bu kez de devrimi eleştiren bir makale yayınlar. Ardı ardına çıkardığı dergi ve gazetelere kapatma cezaları verilir. Büyük bir ruhsal çöküntü içinde olan Gorki, ilk seyyar işçi ve köylü üniversitesinin kuruluşuna katılır (Bizdeki köy enstitüleri benzeri bir yapılanmadır). Genç yazarların eserlerine yayımlayarak destek olur. Diplomasız birisi olarak, işçiler ve kızıl donanma denizcileri için seyyar işçi üniversitesinde uygarlık tarihi dersleri verir. Aydınları hapisten ve idamdan kurtarma mücadelesi verir. Yoğun faaliyetleri dolayısıyla bitkin düştüğünden romatizma, gut nöbetleri ve kalp krizinden mustariptir. Verem rahatsızlığı yine şiddetlenmiş ve durumunun gerektirdiği tedavileri görmeyi umabileceği yer, aç ve altüst olmuş Rusya değildir.

Gorki, Helsinki’ye gider.Lenin onu tedavi görmesi gerektiği konusunda zorlayarak, kibarca sürgün eder aslında. Yurdunu terk ettiğinde, hüzün, merak, rahatlama ve keder karışımı bir hissiyatla, kendi kendine, bu yeni sürgünün ne kadar süreceğini sorar: “İlkinde, çarlık rejiminin şiddetinden kaçmıştı, ikincisindeyse Bolşevik dostlarının entrikalarından kaçıyordu.”

1923’te Sovyet yetkililerin, karşıdevrimci içerikleri yüzünden devlet kütüphanelerinden derhal toplanması gereken yasak kitaplar için hazırlık yaptıklarını öğrenir. Lanetli yazarlar arasında, kendinin yanı sıra Platon, Kant, Schopenhauer, Ruskin, Nietzsche, Taine, Solovyev, Tolstoy ve Leskov da yer alır. Zaten vatanından da ayrı kalmak mecburiyetinde bulunduğu bu süreçte yaşadıkları ona çok ağır gelir, büyük bir ruhsal çöküntüye girer. Bu arada üzerinde daha önce çalışmaya başladığı “Çocukluğum”, “Ekmeğimi Kazanırken” ve “Benim Üniversitelerim” eserlerinden oluşan otobiyografik üçlemesini tamamlar. Yaşadıklarını yazmak ona terapi gibi gelir. Nihayet ülkesine dönmeye karar verir. Orada nasıl karşılanacağı ile ilgili ciddi endişeleri vardır. Ancak ‘Rus ufuklarını yeniden görme, Rusya’ya ait sesleri işitme, Rus kokusunu içine çekme gereksinimini başı dönecek denli yoğun hisseder.’

GORKİ VE STALİN

Yazar, Sovyet Rusya’ya döndüğü günü hayatının en mutlu günü olarak nitelendirir. Lenin’le ters düşmeleri sonucunda sürgün hayatı yaşamaya başlayan Gorki, yıllar sonra Stalin’in edebiyat alanındaki gurur kaynağı olarak Rusya’ya geri döner ve Stalin tarafından doğduğu şehre ‘Gorki’ adı verilir. Bu arada oğlu Maksim vefat eder, bu ağır üzüntü zaten bozuk olan kendi sağlığının daha da bozulmasına sebep olur. Şehrini ziyarete gitmek ister. Tesadüf eseri bindiği geminin adı da Maksim Gorki’dir. Yolculuk zorlu geçer. Uyumakta ve nefes almakta çok güçlük çeker ama ona rağmen her molada işçi temsilcileri ile toplantılar yapar, yorulmak bilmeksizin eğitim faaliyetlerini devam ettirir. Ziyaretlerini tamamlayarak yeniden Moskova’ya dönerken trendeki aşırı sıcaktan dolayı sık sık vagonun pencerelerini açar. Akciğerleri tıkalı durumdaki yazarın bu rahatsızlığı daha da ilerler. Gorki’nin durumu ağırlaşır. Bu zor günlerinde onu Stalin, Molotov ve Voroşilov hiç yalnız bırakmazlar ve Gorki’nin 1936’da ölümüne kadar yolları bir daha hiç ayrılmaz. Her ne kadar hastalığı nedeniyle öldüğü düşünülse de, hayatı boyunca mücadele ettiği halk düşmanı ajanlar tarafından öldürüldüğü iddiaları günümüze kadar gelmiştir. Basın ve radyo, büyük Rus yazarı, ‘dilin dahi sanatçısı, emekçilerin sadık dostu, komünizmin zaferinin yılmaz savaşçısı’nın ölümünü hükümet ve parti adına ilan eder. Stalin, cenazenin devlet töreniyle kaldırılmasını emreder. Moskova’da bir yas merasimi düzenlenir. Gorki’nin ölümü o gün cenazeye katılmak için Kızıl Meydanı dolduranların hafızalarında:

‘’Lenin’in ölümünden sonraki en üzüntü verici olay’’ olarak yer alır. Cenaze alayının başını, kolunda siyah bir bantla, Stalin çeker. Toplar gürler, orkestralar Enternasyonal’i çalar, askerler uygun adım resmigeçit yapar. Yazarın küllerinin bulunduğu vazo, Lenin’in mozolesinin arkasında, Kremlin’in duvarlarında oyulmuş bir nişe gömülüdür.

ENTERNASYONAL KIZIL ORDU MARŞI:

1 thought on “MAKSİM GORKİ’NİN OTOBİYOGRAFİK ÜÇLEMESİNDEN HAYAT KRONOLOJİSİNE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sosyal Hesaplarımız