Der Himmel Über Berlin (Berlin Üzerindeki Gökyüzü) Film Yorumu

« Zaman her şeyi iyileştirir, peki ya hastalık zamanın kendisi ise? »

İngilizce ismi « Wings of Desire » olan Wim Wenders şaheseri, ölümlülerin meleklere esintileri.. 1987 yapımı ve Alman Fransız ortak yapımı olan bu film oldukça etkileyici ve izlemeye değer bir konuya sahip. Hem sinematografisi, hem konusu, hem oyunculukarı, hem de sunulan mesajları ile her anlamda doyuran filmler bulmak pek kolay değildir. Bu film bize tam olarak bunu sunuyor ! İlk sahnesinden son sahnesine kadar tamamıyla saf güzellik..  Bu film, arzuların filmi. 

Melekler, sonsuzluğa sahip fakat yaşamaktan mahrum olağanüstü varlıklar. İnsanları her anlarında izliyor ve duyuyorlar. Evet, içlerinden geçen umutsuz, çaresiz, mutlu, heyecanlı her türlü his ve düşünceyi.. En gizlilerini bile, hem de tüm çıplaklığıyla. Ve onları kendilerinden bile iyi tanıyacak kadar fazla bilgiye sahipler. Fakat onların yaşamlarına müdahale edemiyorlar sadece gözlemliyorlar ve bazı yalnız anlarında onlarla oluyorlar. Hislerden ve düşüncelerden mahrum olan onları, sadece çocuklar görebiliyor. Ayrıca sadece melekler değil, Berlin üzerindeki gökyüzü de tüm bu anlara şahit oluyor. Film boyunca yakın çekim veya uzak sahnelerle, gökyüzündeki bir varlığın şehri izlediğini görüyoruz. Yönetmen çekimleri ile bize bunu çok başarılı bir şekilde geçiriyor. İzlerken perspektif sayesinde hem insan, hem melek, hem de tanrı bakışına sahip oluyoruz ve Berlin’i izlemeye, iç seslerini dinlemeye koyuluyoruz. Damiel ve Cassiel ise bu meleklerden iki tanesi. Ölümlülerin arasında geziniyor, onları izliyor, not alıyor ve birbirleriyle etkilendikleri anları paylaşıyorlar. Bu sahnelerde de paylaşımlarının çarpıcılığı yüzümüze vuruyor. Meleklerden biri « Bugün biri yağmurun altında şemsiyesini kapatıp kendini ıslatmaya bıraktı. » diye paylaşıyor mesela. Yani hem izledikleri eylemlerin sebebini, hem de o anki ruh hallerini anlamlandırmaya çalışarak bunları hissetmenin nasıl olacağını merak ediyorlar.

Damiel ölümlülerin yaşantılarından, duygularından oldukça etkileniyor. Hatta bir gün etkilendiği ve sürekli olarak gözlemlediği ölümlülerden birine aşık oluyor. İşte bu onun için tam bir dönüm noktası diyebiliriz, çünkü insan olmaya karar veriyor. Onunla beraber ‘insan’ olabilmek ve dünyadaki tüm duyguları tatmak istiyor. Aynı zamanda kendi kaderini belirleme arzusu taşıyor.  Evet, melekler eğer bunu seçerlerse insan olabiliyorlar ve dünyaya düşüyorlar.

Ve.. Damiel dünyaya düşüyor. Film boyunca bazı sahnelerde renkli bir Berlin izlesek de, çoğunlukla siyah beyaz sahneler ile karşı karşıyayız. Siyah beyaz kullanımı ve harmanı oldukça güzel. Zaman zaman bir kartpostala bakıyor gibi hissettiriyor. Renk kullanımlarında bile anlam olduğunu görüyoruz.. Şehri daha berrak, saf ve açık tonlarda, insanlarıysa daha koyu ve karanlık tonlarda yansıtılmış. Elbette bütün bunlar belirli anlamlar ifade ediyor. Damiel dünyaya düştükten sonra onu yetişkin bir insan değil de, tecrübesiz bir çocukmuş gibi izliyoruz. Dünyaya, yaşama dair her şeyi biliyor ama nasıl yaşayacağını bilmiyor. Bu yüzden de saf bir çocuk gibi dünyanın tüm kötülüklerine kanabiliyor. Şaşırıyor, üzülüyor, aşık oluyor, merak ediyor, hissediyor. Yani burada mesele yaş değil, hayatta yeni olmak. Bruno Ganz’ın etkileyici performansını da göz ardı etmemeliyiz tabi..

Filmin ilk sahnesinde bizi karşılayan ve ara ara dinlediğimiz « Çocuk Çocukken » (Als kind war kind) şiiri ise anlattıkları ve vurguladıklarıyla filmin anlatımını güçlendirmekle kalmıyor çarpıcı bir esinti yaratıyor. Şiirin her cümlesi anlamlı ve etkileyici.. Bana göre bu film 80’li yılların en büyük baş yapıtı. Hayatı farklı görmemizi sağlayabilecek başarılı bir deneme de diyebiliriz. Eğer 2 saatinizi anlamlı, derin bir şeyler izleyerek geçirmek isterseniz bu filmi izlemenizi öneriyorum. Ayrıca devam filmi niteliğindeki « Far Away, So Close ! »  filmini de izleyebilirsiniz.

Çocuk henüz çocukken şu sorulara sıra gelmişti.
Neden ben benim de sen değilim,
Neden buradayım da orda değilim.
Zaman ne zaman başladı ve uzay nerede bitiyor.
Güneşin altındaki yaşam sadece bir rüya mı?
Gördüklerim, duyduklarım, kokladıklarım sadece dünyadan önceki dünyanın bir görüntüsü mü?
Gerçekten kötülük var mı?
Gerçekten kötü insanlar var mı?
Nasıl olur da ben olan ben olmadan önce var değildim ve nasıl olur da ben olan ben, bir zaman sonra ben olmayacağım..

-Peter Handke, Çocuk Çocukken

Yasemin Kolhan
Sosyal

4 thoughts on “Der Himmel Über Berlin (Berlin Üzerindeki Gökyüzü) Film Yorumu

  1. filmi izlemeye teşvik eden anlatımınız için teşekkür ederiz. özellikle şiir oldukça etkileyici.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sosyal Hesaplarımız