Emil Michel Cioran, Umutsuzluğun Doruklarında

20. yüzyılın değerli düşünürlerinden biri olarak görülen E. M. Cioran.. Romanya’da dünyaya gelen filozof Cioran (1911-1995) 10’un üzerinde, çarpıcı birçok kitap yazmıştır. Önce dergilerde yazmaya başlayan yazar, daha sonra kendi eserlerini yazmaya başladı.Ve hayatının son yarısını Fransa’da geçiren Cioran, başlarda bu eserlerini Rumence yazıyorken daha sonra Fransızca eserler de vermeye başlıyor. Anadili olmamasına rağmen bu dilde de çok başarılı eserler vermiş ve dili hakkıyla kullanan bir yazar olarak kabul görmüştür. Fransızca olarak yazdığı ilk kitabıysa Çürümenin Kitabı’dır « Précis de décomposition ». Bazı kimseler tarafından depresif ve acı merkezli bir yazar olarak anılıp bu sebepten dolayı da okuru olmanın zorlayıcı olduğu söylense de, kendisi oldukça derin olmakla beraber son derece gerçekçidir de..

23 yaşındayken Bükreş’te ilk kitabı Umutsuzluğun Doruklarında’yı « Sur les Cimes du Désespoir » yayımladı. Orçun Türkay’ın çevirdiği ve Jaguar Yayınevi’nin yayınladığı kitap 149 sayfa olmakla beraber yazarın filozofluğa adım atışı, felsefesinin anahtar noktası olarak kabul görüyor.Çeşitli konulardaki görüşlerini farklı başlıklar altında toplayan yazarınkitaptaki üslubu oldukça etkileyici ve bir o kadar da düzensiz. Ve içerisinde bulunan69 ayrı başlığın her biri birbirinden ilgi çekici içerikte ve farklı bir tada sahip. Umutsuzluğun Doruklarında’yıyazdığı dönem ciddi bir uykusuzluk rahatsızlığı yaşayan ve uykusuzluğun benliğinde uğursuz bir devamlılık oluşturduğunu belirten yazar, kitabındaki iki başlığı da bu konuya ayırıyor.«  Tanrı, insanı ondan uykuyu alıp, ona bilinç kazandırarak cezalandırmaz mı ? Uykunun size yasak olması en korkunç ceza değil midir ? Uyuyamazken, yaşamı sevmek olanaksızdır. » diyor Cioran. Uykusuzluğun acısı ve dayanılmazlığı ile uzun yıllar boğuşmasına rağmen kendisi gençlik döneminde yaşadığı bu uykusuzluğa dair sıkıntıları çok kötü bir durum olarak görmüyor. (Bu görüşlerini de okumak isterseniz yazarın Metis Yayınları tarafından basılan Ezeli Mağlup kitabına da göz atabilirsiniz.)Sevgi, delilik, yorgunluk,ölüm, melankoli, sonsuzluk ve daha birçok konu hakkında yazarın keskin ve dağınık fikirlerini bize sunan kitap ; okurken düşünmeye, sorgulamaya, hissetmeye itiyor ve bazı gerçekleri yüzünüze acımasızca çarpıyor. Zaman zaman bu keskinlik bir rahatsızlık hissettirebilse de, her sayfasında ya da her başlığında kendinizden bir şeyler bulabiliyorsunuz ve hak vermekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz.Kitap günümüzde de hâlâ hem Fransızca hem Rumencenin en iyi eserlerinden biri olarak anılıyor.

Okuyup hayatınıza devam edemeyeceğiniz, kendinizi verip okuduğunuzda hayatınızın devamında okuduklarınızın yaşamınıza parçalar halinde dahil olacağı türden kitaplar vardır, işte bu kitap onlardan biri.Henüz gençken yazdığı ve üslubundaki sistemsizliğe baktığımızda, yazarın hiçbir kitabını okumadıysanız onunla bu kitabı ile tanışmanız yerinde olabilir diye düşünüyorum.  Sarsıcı düşünceleri, ilham verici ve düşündürücü sorularıyla bu kitap ; gençlik eseri oluşunun altında ezilmiyor ve aslında yazarın sonraki eserlerinin, düşüncelerinin de temelini atıyor. Kitap en az insan ruhu ve beyni kadar karışık ama sunulanlar da bir o kadar etkileyici.Parçalanmanın karşıladıkları, yaşamın artık elden gelmeyişi, var oluşun anlamı veyahut anlamsızlığı, varlığın yetersiz kılınışı ve daha birçok içsel sorgulayış ve dışa vurumu barındırıyor. Yazar, tekrar tekrar okunası bu kitaptaki başlıklar arasında yer yer kendisiyle bir çelişki içerisinde bulunsa bile bunu bir sorun olarak görmüyor, aksine zihninin diriliğine yoruyor.Yazar da bu durumu« İçimde insan ruhunun katlanamayacağı büyük bir karışıklık ve kaos var. Ne isterseniz bulabilirsiniz orada… », «… Ben mutlak bir çelişkiyim, çatışıkların doruğu, gerilimlerin sınırıyım ; içimde her şey olabilir… » gibi ifadeleriyle vurguluyor. Kitaplarının her birini ertelenmiş intiharları olarak gören yazar, 1995’te(Paris) Alzheimer hastalığı nedeniyle hayatını kaybetti fakat ardında bıraktığı değerli, parçalı ve güçlü görüşleri sonsuza dek varlığını sürdürecek..

Yazımı, kitapta bulunan favori başlıklarımdan birkaç alıntı ile sonlandırmak istiyorum..

« Yaşam benim için bir işkence ama ondan vazgeçemem, çünkü kendimi uğruna kurban edebileceğim mutlak değerlere inanmıyorum. Içtenlikle söylemem gerekirse, ne neden yaşadığımı biliyorum, ne de neden yaşamaktan vazgeçemediğimi. »(Hiçbir Şeyin Önemi Yok)

« Benliğimin en iyi yanlarını da yitirdiğim her şeyi de acıya borçluyum. Bu yüzden insan acıyı ne sevebilir ne yerebilir. »(Acının Muğlaklığı)

« Kaldı ki herkes kendi içinde yalnızca yaşamını değil, ölümünü de taşır. » (Üzüntü Üstüne)

« Ölüm yaşamla içkin olduğuna göre, ölüm bilinci neden yaşama olgusunu olanaksız kılar ? » (Ölüm Üstüne)

« Yaşamın, ölüm düşüncesinin bana sunduğu her şeyden patlayacak noktaya geldiğimi duyumsuyorum. Yalnızlıktan, aşktan, nefretten, bu dünyaya özgü her şeyden öldüğümü duyumsuyorum. » (Yaşamın artık elden gelmemesi)

Yasemin Kolhan

Yasemin Kolhan
Sosyal

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sosyal Hesaplarımız