Gevher Nesibe Darüşşifası KAYSERİ

Gevher Nesibe Darüşşifası diğer adıyla şifahane ya da hastanesi şu anda Erciyes Üniversitesi’ne bağlı olarak ‘Tıp Tarihi Müzesi’ olarak hizmet vermektedir. Şifahane Kayseri’de Gevher Nesibe Hatun adına ağabeysi 1.Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmıştır. Anadolu’da yapılmış Selçuklu Şifahaneleri ve Tıp Medreseleri içinde en seçkini ve ayakta kalabilen en erken tarihli olanıdır. ‘’Çifte Medrese’’ adıyla tanınan bina birbirine bitişik, açık avlulu iki yapıdan oluşmaktadır. Tipik medrese mimarisinde yapılan binaların batıda bulunanı bir şifahane, doğuda bulunanı ise bir tıp medresesidir. Yani, günümüzdeki adıyla söylemek gerekirse biri sağlık, diğeri eğitim kurumudur.

Rivayete göre Gevher Nesibe Hatun, sarayın baş sipahisine gönül vermiştir. Ancak ağabeysi 1.Gıyaseddin’in bu evliliğe onayı olmaz ve baş sipahiyi cepheye gönderir. Cepheden sevdiğinin şehit olduğu haberini alan Gevher Nesibe Hatun üzüntüsünden yatağa düşer ve vereme yakalanır.  Tüm saray hekimleri uğraşmasına rağmen Gevher Nesibe Hatun iyileşemez. Kız kardeşinin durumunu öğrenen ve ölüm döşeğinde onu ziyarete gidip özür dilemek isteyen ağabeysi Gıyaseddin Keyhüsrev ona son isteğinin ne olduğunu sorar. Gevher Nesibe Hatun’da, kendisi gibi devasız hastalığa yakalananlar için bir şifahane yaptırmasını ağabeyisine vasiyet eder.

1.Gıyâseddin Keyhüsrev,  kız kardeşinin bu vasiyeti üzerine 1204 yılında darüşşifa ve tıp medresesinden oluşan birbirine bitişik külliyenin inşaatını başlatır. Yapı, 1206 yılında tamamlanarak hemen hizmete açılır.

Yapının hem şifahane bölümü hem de medrese bölümü ortasında havuzu bulunan, dört tarafından sivri tonozlu revaklarla çevrili, açık avlulu, dört eyvanlı plan şemasında inşa edilmiştir. Her iki bölümde de tipik Selçuklu medrese planına sadık kalınmıştır. Birbirine, dar bir koridorla bağlanan iki binanın, mimarileri aynı ancak büyüklükleri birbirinden farklıdır. Şifahane binası 40*42 metre yani, 1.680 m2, medrese binası ise 28*40 metre yani, 1.120 m2’dir. Şifahane ve medrese binalarının ayrı ayrı giriş kapıları bulunmaktadır. Şifahane bölümüne girilen kapının, (Taç kapı da denilmektedir) üzerinde günümüze kadar sağlam bir şekilde gelebilmiş kitabesi bulunmaktadır. Kitabe’de; günümüz Türkçesi ile“Kılıçarslan’ın oğlu, dinin ve dünyanın koruyucusu büyük sultan Keyhüsrev zamanında -zamanı daim olsun- Kılıçarslan’ın kızı, din ve dünyanın ismeti Melike Gevher Nesibe’nin -Allah sizin için onu razı kılsın- vasiyeti olarak 602 yılında bu hastanenin inşasına ittifak etti.”yazılıdır.

Kitabenin hemen altında taştan işlenmiş kemer ve etrafında simetrik olarak Selçuklu motifleri yer almaktadır. Kapının dış çevresi birbirine geçmeli Selçuklu motifleriyle bezenmiştir. Girişin sağ ve sol yanında küçük nişler bulunmaktadır. Sağdaki nişin üzerinde bir aslan kabartması dikkat çekmektedir. Bu sembolün Kılıçarslan’a işaret ettiği düşünülmektedir. En üst kısımda, ortada çift yılan kabartması ve iki yılanın ortasında dönen Selçuklu motifi bulunmaktadır. Motif biraz tahrip olmakla beraber, bu motifin benzeri 1980’lerde bir taş üzerine yeniden işlenerek şifahane müzesinde muhafaza edilmektedir. Yılan motifi 13. yüzyılda Selçuklular tarafından tıbbî bir sembol olarak kullanılmaktaydı.

Şifahanenin doğu-batı eyvanları, hastaların, güneş ve hava almaları için tasarlanmıştır. Ana eyvanın iki yanına karşılıklı olarak odalar yerleştirilmiştir. Odalar birbirine geçişli şekilde biri büyük diğeri küçük şekilde tasarlanmıştır. İç tarafta bulunan odalarda hiç pencere bulunmamaktadır ve karanlıktır. Bu karanlık odaların, ışığa hassas ilaçların hazırlanması için eczacılar tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Selçuklu hekimleri o dönemde ‘fotosensibilite’yi bilmektedir.  O zamanlardan günümüze şifahaneye ait orijinal bir ilaç kazanı da kalmıştır ve halen Şifahane Müzesi’nde sergilenmektedir.

Şifahanenin batısında yer alan ve Bimarhane (akıl hastalıkları bölümü) olduğu sanılan bu bölüme, şifahane avlusundan dar ve tonozlu bir koridorla geçilebilmektedir. Bîmârhane, kuzey-güney istikametinde sivri tonozlu bir orta koridor ile sağlı sollu hücre şeklinde 18 küçük odadan oluşmaktadır. Odalarının eyvan kavislerinde, karşılıklı ikişer delik bulunmaktadır. Bu deliklerin o zaman uygulanan musiki veya telkin tedavisi amacıyla yapılmış olabileceği düşünülmektedir.  Bu oluşturulan ses koridorları birer hoparlör görevi yapmakta olup, bu yönüyle dünyada ilktir. Odalarda ayrıca ışık ve havalandırma amaçlı tonozlar da göze çarpmaktadır.

Şifahanenin tavandan aydınlatmalı üç adet ameliyathanesi bulunmaktadır. Kayıtlara göre ve günümüze kadar gelen tıbbi gereçlerden, bu ameliyathanelerde katarakt ve fıtık ameliyatlarının yapıldığı anlaşılmaktadır.

Aynı zamanda bu Bimarhane, içerisinde tıp tahsili yapılan ilk akıl hastanesi olması yönüyle de dünyada bir ilktir. Aynı dönemde Batı dünyasında hastaların toplumdan tecrit edilerek, ağır işkenceler ve akıl almaz yöntemlerle tedavi etmekten uzak, ölüme terk edildikleri düşünüldüğünde, yapının ne kadar insana şifayı merkeze alarak tasarlandığı, çarpıcı bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Aynı dönemde Selçuklu şifahanelerinde hastalar musiki ve su sesi ile tedavi edilmekteydiler.

Anadolu Selçukluları, insana ve sağlığına verdiği önemi, hem mimari açıdan hem de işleyiş açısından, sağlıkla ilgili tüm tesislerinde açıkça ortaya koymuştur. Tesislerinin hemen hepsinde kadın-erkek, müslim-gayrimüslim ayrımı yapılmaksızın hizmet verilmiştir. Gevher Nesibe Şifahanesi’nde de aynı anlayışla hizmet 20. yüzyıla kadar devam etmiştir.

Bimarhane koridorunda bulunan soldaki ilk odadan hamama geçiş yapılmaktadır. Tuğladan yapılan hamam tipik Selçuklu hamam mimarisi tarzında inşa edilmiştir. Kare planlıdır ve üstünü örten, aynalı çapraz tonozlu ve tonoz aralıklarında dört adet yuvarlak penceresi bulunan yüksek bir kubbesi vardır. Hamamın o dönemde hastalara, tıp öğrencilerine ve çalışanlara hizmet verdiği bilinmektedir.

Külliye mimarisinde mutfak tipinde bir yapıya da rastlanmamıştır. Bu da yemeklerin dışarıdaki bir imaretten geldiğini düşündürmektedir.

Medresenin ana eyvanı, şifahanenin ana eyvanından daha dar ve daha az derinliktedir. Bu eyvanın iki yanında biri büyük diğeri küçük iki oda bulunmaktadır. Medrese odaları, farklı büyüklüklerde, dikdörtgen planlı ve sivri tonozlu olarak inşa edilmiştir. Medreseden beşik tonozlu dar bir geçitle şifahane bölümüne bir bağlantı koridoru bulunmaktadır.

Medresenin kapısı, şifahaneden 1m. kadar geride yer almaktadır. Bununla vurgulanmak istenen,  giriş cephesinde iki farklı yapı olduğudur. Revaklı avlu, eyvanlar ve odalardan oluşan mekân birbiri arasında organik bir bütünlük göstermektedir. Avlunun ortasında dikdörtgen bir havuz bulunmaktadır.

Anadolu Selçukluları’nda,  gömülme geleneğine uygun olarak medresenin kuzeydoğu köşesine, kurucuları için bir türbe(kümbet) inşa edilirdi. Gevher Nesibe Hatun için de sekizgen piramit çatıyla örtülü bir kümbet inşa edilmiştir. Doğu eyvanında bulunan ve mezar mahzeni ile mescit kapıları avluya bakan kümbet, tamamen kesme taştan yapılmış, sekizgen biçimde ve piramit külahlı tipik bir Selçuklu kümbetidir.

Kayseri’de bulunan Selçuklu Dönemi’ne ait Çifte Medrese adıyla bilinen Gevher Nesibe Hatun Külliyesi ve Şifahanesi bugün Mimar Sinan Parkı içerisinde yer almaktadır, ayrıca Erciyes Üniversitesi’ne bağlı bir ‘’Tıp Tarihi Müzesi’’ olarak hizmet vermektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sosyal Hesaplarımız