Fatih Sultan Mehmet ve İstanbul’un Fethi

İstanbul’un fethini anlamak için önce Fatih’i olan Fatih Sultan Mehmet’i tanımak gerekir. Tam anlamıyla bir dünya lideri olan Fatih Sultan Mehmet hem kişiliği ile hem de yaptıkları ile gerçekten de bir çağı kapatıp yeni bir çağı açmıştır. Olay sadece 1453 İstanbul’un Fethi meselesi değildir. Bir liderin nasıl yetiştiği ve dünyaya hangi gözlerle bakabildiğidir.

Fatih Sultan Mehmet tam kelimenin anlamını karşılayacak düzeyde bilgi birikimine sahip bir ‘aydın’dı. Yaşadığı yıllar Avrupa’da gerçekleşen Rönesans aydınlanmasının doruklarında olduğu yıllara rastlayan Fatih Sultan Mehmet kendini geliştirip yetiştirebilecek bütün imkânlardan gerek kendisi gerek saray imkanları sayesinde en üst düzeyde faydalanmış ve bunu yaşantısının her anında uygulamıştır.

Eğitimine 5 yaşında başlanan Sultan Mehmet, savaş sanatı, savaş tarihi ve teknikleri üzerine yoğun ve uygulamalı bir eğitimden geçirilmiştir.  Ateşli silahların tamamını tasarım yapabilecek düzeyde öğrenmiştir. Fatih Sultan Mehmet, yani II. Mehmet henüz 19 yaşında altı dili okuryazar düzeyde biliyordu. Arapça, Rumca, Sırpça, İtalyanca, Latince, Farsça dillerinde, merakı olan konularda araştırmalarını o dillerde yazılı olan kaynaklar üzerinde yapabiliyordu. Felsefeye özel bir ilgisi olan II. Mehmet sırf bu konuda kendisini daha da geliştirebilmek için eski Yunan kaynaklarını(milattan önce yazılan yunan elyazmaları) okuyabilmek için eğitim bile almıştı. Sultan II. Mehmet etrafında alim ve felsefecileri hiç eksik etmemiş, her konuda onlarla tartışmış, fikirlerine başvurmuş ve yönetim kademelerinde en üst düzeyde görevler vererek onların bilgisinden en üst düzeyde faydalanmıştır. Molla Gürani, Akşemseddin, Ali Kuşçu bunlardan sadece bir kaçıdır. Hatta sadece Müslüman olan âlimlerden değil o dönem Avrupa’sına bilgileri ile yön veren aydınlardan da faydalanmıştır. Bizanslı Patrik Gennadious II. Mehmet’in isteği üzerine Hıristiyanlığın esaslarını içeren ‘İtikatname’ isimli bir eser kaleme almıştır.

Batlamyus-Coğrafya

Fatih’in sınır tanımaz ölçüde bir öğrenme aşkı vardı. Coğrafyaya olan ilgisi sadece öğrenmek ve bilmek ile kalmamış, matematiksel coğrafyanın mihenk taşı olarak kabul edilen Batlamyus’un Geographiya’sında yer alan parça bölük haritaları kendisi birleştirmiş,  bütün halinde yayınlatmıştır. Akdeniz’in Ege’nin Adriyatik’in bütün koylarını, burunlarını adalarını, derinlikleri sığlıklarına kadar hepsine hakim düzeyde harita bilgisine sahipti. Matematik bilgisi ise astronomiyi bile kavrayıp anlayabilecek düzeydeydi. ‘Matematiksel Sentez’ anlamına gelen Almagest’in 13 ciltlik Latince çevirisini defalarca okumuş ve incelemişti. Güneş sistemini, gezegenlerin yörüngelerini, güneş ve ayın hareketlerini hesaplayabilecek kadar iyi trigonometri seviyesinde matematik bilgisine hakimdi. Ali Kuşçu’nun 1438 de yazdığı yıldız kataloglarını defalarca okumuştu.

Şahi Topları

Tam bir mühendis kafasına da sahip olan II. Mehmet tarihte kullanılan ilk havan topunun çizimlerini de kendisi yapmıştır ve o toplar da İstanbul’un Fethi’nde kullanılmıştır.

Fatih, Topkapı Sarayında orijinal kitapların koleksiyonundan oluşan 587 eserlik bir kütüphane kurmuştu. Bu koleksiyonda Bizans dönemine ait eserler, Latince, Farsça, İtalyanca el yazmaları bulunuyordu. Bunlardan 4 tanesi Homeros’un İlyada Destanı’nı oluşturan ciltlerdi. Bugün dünyada en iyi korunabilmiş elyazmaları onun kütüphanesinde bulunan eserlerdir. Büyük İskender’in hayatının anlatıldığı Anabasis’in bir kopyası da onun kütüphanesinde bulunuyordu. İlyada Destanı onu o kadar etkiledi ki yanına tarihi notları almakla görevli yardımcısı Kritovulos’u da alarak Truva’ya gitti. Kalıntılarını gezdi, denize olan konumunu, stratejik önemini yerinde gördü ve inceledi. Hatta fetihten sonra Papa II. Pius’a ‘İstanbul’un Fethini Truva’nın bir rövanşı olarak’ gördüğünü yazdı. İlgi alanı sadece bilimle, felsefeyle sınırlı değildi, edebiyata, sanata, hobilere kadar birçok konuda okur ve araştırırdı. Kütüphanesinde her alandan eserler bulunurdu. Denize meraklıydı, balıkçılık üzerine yazılmış bilinen en eski kitap olan, Oppianos’un Halieutika eserini okurdu. Hatta balıkçılık gelişsin diye o dönemde altmış kadar Rum balıkçı aileyi getirtip Sarıyer’e yerleştirmişti. Değerli taşlara, hayvanlar alemine, lir sanatına meraklıydı. Hipokrat’a gösterdiği ilgiyi Ezop’un masallarına da gösterir her konuda bilgi sahibi olmak isterdi.

Kendisi de şair olan II. Mehmet ‘Avni’ mahlasıyla şiirler yazar kültür ve sanat insanlarını her zaman baş tacı ederdi. Mimari şıklığa çok önem verir yaşadığı mekanları kendi zevkini yansıtan tarzda inşa ettirirdi.

Her kesimin inancına saygılı olan Fatih  Galata’da bulunan San Pietro kilisesine gider zaman zaman ayinleri izlerdi. Resim sanatında İtalyan Ekolü’nü beğenirdi. Hatta kendi portresini de İtalyan ressam Bellini’ye yaptırmıştır. Kendisi de resme meraklıydı ve çizimler yapardı. Topkapı Saray Kütüphanesi’nde bulunan defterinde insan, hayvan figürleri ve çiçek motifleri çizdiği tespit edilmiştir. Yine sanata olan merakının sonucu olarak ilk altın sikkeyi de o bastırmıştır. Fetihten sonra Bizans ganimetlerini incelerken,  bir madalyon üzerinde Bizans İmparatoru 8. Palaeologos’un portresinin işli olduğunu görmüş ve kendisi içinde böyle bir şey yaptırmak istemiştir. Bunu yapabilecek sanatçının Napolili Constanzo di Moysis olduğunu öğrenir ve onu İstanbul’a getirterek kendi portresini madalyon üzerine işletmiştir. Sikke üzerine portresi işlenen ilk Müslüman hükümdar da yine Fatih Sultan Mehmet’tir.

Hem kendi hayatında hem de yaşadığı dönemde bilim, kültür ve sanat insanlarına çok büyük önem ve değer vermiş olan Fatih Sultan Mehmet, onların gösterdiği yoldan hareket etmiş ve tarihte bir çağ kapatıp yeni bir çağa başlangıç yapabilecek çok büyük bir başarıya adını yazdırmıştır. O tam anlamıyla bir Fatih ve bir dünya lideri olmuştur.

‘İstanbul’un Fethi’nin 564. Yılı’  kutlu olsun!

Not: Makalede Yılmaz Özdil’in 29 Mart 2016 tarihli ‘1453’ yazısından faydalanılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sosyal Hesaplarımız