CADI, CADILIK VE CADI AVLARI ÜZERİNE

Geçmişten günümüze, hepimizin bildiği, atıfta bulunduğu ya da içten içe varlıklarından korktuğu cadılar aslında uzun bir tarihi geçmişe sahiptir. Etimolojik kökenlerine bakıldığında, İngilizcede cadının karşılığı olan kelime “witch” Eski İngilizcedeki “wicce” ve “wicca” (ki İngilzcede “wise(bilge) ,wisdom (bilgelik) ,wit (akıl)”ile ilişkilendirilir) kelimelerinden türeyip günümüz İngilizcesine ulaşmıştır. “Wicce” büyücü, şeytanla işbirliği yapan, doğaüstü güçlere sahip kadın manasındayken, “wicca” ise bilgelerin zanaati, bilge erkek anlamına gelir. Diğer yandan, Sanskritçede “yatu” kötü ruh, büyücü anlamına gelirken, Farçadaki “cadu, caduk” günümüz Türkçesine aynı anlamıyla “cadı” olarak geçmiştir. Peki kimdir gerçekten cadılar? Kelime anlamlarından da anladığımız üzere doğayla, hayvanlarla işbirliği içerisinde, doğaüstü güçlere ve müthiş bir bilgeliğe sahip olduğuna inanılan, süpürgeli,sivri uçlu siyah şapkalarını ve pelerinlerini sıklıkla gördüğümüz kadınlardır. Birçok sözlükte kendileri hortlak diye tanımlanmış ya da okuduğumuz masallarda ya da izlediğimiz filmlerde pek sinsi, kötücül ve korkunç tasvir edilmişlerdir. Bu bilge kadınlar gerçekten de yansıtıldıkları gibi miydi?

 Cadılık 1200 ve 1300’lere dek pagan aktiviteler şeklinde var olmaya devam ediyordu. Tek tanrılı dinlerden önce çok tanrılı dinlere mensup insanların dini Paganizm, kırsalda veya köylerde doğayla uyum ve saygı içerisinde yaşarlardı. Hissedebilen her şeyle bir bütün içerisindeki insanların doğayla bu ilişkisi, cadılığın da kutsal kabul ettiği öğretilerden biriydi. Doğanın kanunları vardı sadece onlar için. Örneğin cadıların süpürgesi aslında eski bir pagan geleneğine dayanmaktadır. Hasat vakti bereketi kutlamak adına kadınlar süpürgelerle dans ederlermiş ve ateşin üstünden atlarlarmış. Bu ritüelin sebebi ise kötü ruhların kovulacağı inancıymış. Peki niçin cadılık en çok kadınlarla özdeşleşmiştir? Süpürgeler, pelerinler, büyük kazanlar hep kadın cadıları anımsatmaz mı? Eski çağlarda şifalı otları kaynatıp ilaç yapan, kadınların doğumunda ebelik yapan ya da kürtaj ve tedavi biligisine de sahip olan bu kadınlar cadı olarak adlandırılmışlardır ve tarihte büyük haksızlıklara uğramışlardır. Aynı zamanda cadıların şeytanla işbirliği yaptığı da iddia edilmişti o yıllarda. Bunun sebebi ise ataerkil toplumların kadınları şeytana kanmaya müsait, saf, hem bedenen hem zihnen zayıf olduklarını öne sürmeleriydi. Nasıl bir rastlantıysa, cadı olarak suçlanan kadınların çoğu yalnız yaşayan, dul ve yaşlı kadınlardı. Yani aslında kontrolsüz, bağımsız. Eğitim göremedikleri bu dönemde kadınların uğraşları ya evde kalıp çocuk büyütmek, erkeğe itaat etmekti ya da cadılar gibi şifacılık yapmak, doğayla ilgilenmekti. Cadılar, doğaüstü güçlere sahip olduğuna inanılan bu kadınlar erkeklerin kontrol edemediği bir şeydi ve bu kin ve öfkeyle birlikte cadı avlarını doğurdu. Patriyarka ile ilişkilendirilen tüm bu haksızlıkların üstü kapatılsa da aslında katliam demek yerinde olacaktır. Yaklaşık 1425-1500 arası Avrupadaki cadı avlarının başlangıcı olarak söylenir ve cadı öldürmeye dayalı bir sistem yaratılır. Kiliselerin toplumda inanılmaz baskın olduğu bu dönemlerde, kadının insan yerine bile konulmadığı, eğitimden, haktan, saygıdan uzak olduğu yıllardı. Dolayısıyla cadılar ya da cadı olarak atfedilen kadınlar için oldukça zor ve acılı zamanlardı. 1486 yılından günümüze ulaşan “Malleus Maleficarum”( Cadı Çekici) isimli kitap Alman Dominikan rahipleri tarafından yazılmış bir cadı avı rehberidir. Oldukça detaylı bir şekilde cadılık belirtilerini içerir ve döneminin bence en büyük kabuslarından biriydi. Cadı olan olmayan bu popüler kitap yüzünden öldürülmüş, işkenceye maruz kalmıştı. Ki bu belirtiler öyle komiktir ki, doğum lekeleri ve benler bunlardan biridir. Ardından İngiltere’de 1562’de başlayan bu katliamlar 1566’da patlak verir ve sektör haline bile gelir cadıları bildirmek, öldürmek.  Ardından İngilliz kolonilerinin Amerika’ya yerleşmesiyle birlikte Püritenler ve katı zihniyetleri de Yeni Dünya’ya taşınmış oldu. 1600’lerin sonunda Amerika’daki ünlü Salem Cadı Mahkemeleri böylece kuruldu. Hıristiyan mezheplerinden biri olan Protestanlığın bir grubu Püritenler,  oldukça katı, zor ve mükemmelliği esas alan öğretileriyle bilinir ve kural dışı her hareket büyük sonuçlar doğurur. Tüm Avrupanın korktuğu ve öldürdüğü cadılar elbette onların en büyük korkularından – hatta bir histerilerinden- ve uğraşlarından biri haline gelmişti. Kadınlar bu sağlıksız ve mükemmelliyetçi inanç sisteminin kurbanları oldu. Püritenler inanıyordu ki tanrının ve meleklerinin bulunduğu o görünmez dünya, yaşadığımız bu dünyada da görülebilirdi. Salem Köyündeki Samuel Paris’in kızları garip bir şekilde davranmaya başlamıştı. Ataerkil ve püriten halkın yanı sıra eğitim almış doktorlar bile suçu kadınlara attı. Bahsettiğimiz gibi, suçlu kadınlar genelde yalnız yaşayan, bağımsız ya da büyüyle ilgileniyordu. Bu masumlar ya hapsediliyordu ya da işkencelere maruz kalıp öldürülüyordu. Eğer suçunu mahkemede itiraf edip af dilersen bir şekilde ölüm cezasından sıyrılabilirdin ama eğer itiraf etmeyip inkar edersen, hiçbir kanıt gerekmeksizin sen bir cadıydın ve aslında bir şeytan, ölmek zorundaydın.  Tuhaftır ki, erkeklerin de zamanla cadı olarak suçlanması sadece Salem Cadı Mahkemelerinde olmuştur. Kendini kaybetmiş bu halka ve kurumlara karşı, zamanla insanlar da itiraf etmenin ve af dilemenin daha akıllıca olduğuna karar verdi.  Suçlu görülenler işlemedikleri suçları itiraf etmeye başladı. Ardından insanlar öyle bir duruma geldi ki, mahkeme heyeti başkanının karısı bile cadılıkla suçlandı. Bu suçlamayla birlikte mahkeme dağıtıldı ve Salem Cadı Mahkemeleri Amerikan Tarihine histerik bir katliamdan çok teokrasinin ve Püritenizmin başarısızlığı olarak geçti.

1450-1750 arası Avrupada yaklaşık 40 bin kadın cadı avlarında öldürüldü. Engizisyon Mahkemeleri’nin işkence ve sorgu yöntemlerinden tutun, kadınları koca bir taşa bağlayıp suya atmak ve battığında cadılıktan aklanmasına kadar mantıktan uzak, oldukça zalim ve vahşi, eril yöntemler kullanılıyordu. Birçok kan donduran işkence ve ölüm çeşidi mevcuttu bu bağımsız ve bilge kadınlar için. Cadıların ve cadılığın hala var olduğu düşünülürse, sanırım cadı avları tarihte sadece kara bir leke olarak kaldı. Ama onların doğayla ve hayvanlarla uyumları, karmaya ve enerjiye yönelik inançları, güçleri ve öğretileriyle beni ve belki de sizleri de kendilerine hayran bırakmışlardır.

Konuya yönelik bazı film ve kitap önerileri:

Filmler:

  • The Witch (Cadı – 2015), Robbert Eggers
  • Kiki’s Delivery Service (Küçük Cadı Kiki – 1989), Hayao Miyazaki
  • Maleficent (Malefiz- 2014), Robert Stromberg
  • The Wizard of Oz (Oz Büyücüsü -1939), Victor Fleming
  • The Crucible (Cadı Kazanı – 1996), Nicholas Hytner
  • Midsommar (Ritüel – 2019), Ari Aster

Kitaplar:

  • Cadı Kazanı- Arthur Miller
  • Hansel ve Gretel- Wilhelm,Jacob Grimm
  • Kurtlarla Koşan Kadınlar- Clarissa Pinkola Estes
  • Ortaçağ Avrupasında Cadılar ve Cadı Avı- Haydar Akın 

                             Yasemin Karaman                                                                             

Yasemin Karaman
Sosyal

2 thoughts on “CADI, CADILIK VE CADI AVLARI ÜZERİNE

  1. Bilmediğim ne kadar çok şey varmış meğer cadılarla ilgili.. Kalemine sağlık Yasemin.. Bilinçli bir birikimle yazıldığı o kadar belli ki.. Çok başarılı, tebrik ederim..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sosyal Hesaplarımız