Ayasofya

İstanbul’un merkezinde yükselen Ayasofya Kilisesi Hıristiyanlığın simgesi olarak yapılmıştır. Dış görünümündeki mütevazılığa rağmen, iç mekânlarda göksel kubbesiyle azametin doruklarına taşınır. İçeride kullanılan kırmızı, beyaz ve yeşil mermerden sütunlar Efes’ teki Artemis Tapınağı başta olmak üzere dünyanın dört bir yanından getirilmiştir. Pencerelerden gün ışığı loş bir aydınlıkla içeri girer ve mermer küpleri, dinsel motifli mozaikleri, ağır kandilleri aydınlatır.

Ayasofya, 7570 metrekarelik bir alanda kurulmuştur. Yapının yerden yüksekliği 55.6 metredir. Kubbesinin çapı yer yer 31 ila 32 metre arasında değişmektedir. Ayasofya, yapıldığı dönem itibarı ile en büyük, kendinden yüzlere yıl  sonra yapılan Londra’daki St.Paul, Milano’daki Duomo ve Paris’ teki St.Pietro kiliselerinden sonra dünyanın dördüncü büyük kilisesidir.

İmparator Justinianos, bir yandan, çıktığı seferlerde ordularının başarıları ile imparatorluğunu güçlendirirken, diğer yandan da başkentine iyice kök salmak amacıyla o zamana dek görülmemiş büyüklükte bir kilise inşa ettirerek adını tarihe altın harflerle yazdırmak istemiştir. 532 yılında yüz usta ve on bin işçi, Milet’li geometri bilgini Isidorus ve Aydin’li (Tralles) matematikçi Anthemius’un önderliğinde inşata başlarlar ve tam beş yıl sonra 537 yılında tamamlarlar. Yüzlerce yıl boyunca Ayasofya etrafında bulunan büyük sarayları, hipodromu ve Augusteion meydanı ile bütünleşerek, dünyada benzerine rastlanmamış bir kent merkezini oluşturmuştur.

Ana mekânda bulunan mozaiklerden ikisi; Meryem Ana’nin kucağındaki çocuk Isa ile Cebrail’i resmeder. Üst galerilerde ise Kadınlar kısmı olarak bilinen bölümde; Meryem Ana ile Vaftizci Yahya’nin insanlığı kurtarması için Isa Peygambere yalvardıkları bir sahne, ayrıca Ioannis Kamenos ile karısı Eriyene ve imparatoriçe Zoe ile kocası Aleksadros tabloları bulunmaktadır.

Fatih Sultan Mehmet 1453′ de İstanbul’u fethedince Ayasofya’yı camiye dönüştürüp ibadete açtı. Mekâna, mihrap, minber ile Allah, Muhammed ve dört halifenin adları ile birlikte Hasan ve Hüseyin’in de isimlerinin yazılı olduğu levhalar eklendi. Yapıya dört adet minarenin eklenmesi ise daha sonradan oldu. Gelenek üzerine bazı padişah ve eşlerinin türbeleri de Ayasofya’nın bahçesinde yer aldı. Yine Osmanlı döneminde I.Mahmut zamanında bir kütüphane, bir de muvakkithane yapıya eklendi.

Ayasofya tarihsel bir miras olarak korunabilmesi için 1935 yılında müze haline getirildi.

Ayasofya Müzesi Unesco’nun ‘Dünya Mirası’ listesinde, korunması gereken ‘Kültürel Eserler’ arasında yer almaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sosyal Hesaplarımız