Anunnakiler Kimdir?

Azra Sarızeybek Kohen’in ‘Gör Beni’ kitabını okuduktan sonra Anunnakiler Kimdir? Konusu kafamı uzun süre meşgul etti. Burada kitabın konusuna güzellemeler yapmayacağım, o başlı başına ayrı bir makalenin konusu olmayı hak ediyor. Ama kitap kadar güzel ve hatta çok bilgilendirici olması yönüyle de beni muazzam etkileyen romanın dipnot çalışmaları/açıklamalarıydı. Gerçekten kitap bittiğinde kendimi aydınlanmış hissettim.

İşte o kitapta adlarına ilk kez rastladığım Anunnakiler ile ilgili araştırmalarım sonucunda edindiğim bilgiler. Sizlerle paylaşıyorum…

Anunnakiler ve Sümerler

Sümerler,  günümüze tarihten gelen bilgileriyle halen ışık tutmaya devam ediyor. Onların bilgi birikimi ile bugüne aktardığı kimi keşifleri , bizler bugün geldiğimiz teknoloji ve bilgi birikimimiz ile halen açıklayamıyoruz. Astronomide, matematiksel hesaplamalarda, tıp ve şifacılıkta, takvim sistemlerinde güneş sistemi ve gezegenlerin konumu ile ilgili bilgilere nasıl bir teknoloji ile bu kadar gerçeğe yakın ve doğru hesaplamalar ile ulaştıkları halen bizim için gizemini koruyor.

Sümerler Nerede Ne Zaman Yaşadılar?

Sümerler milattan önce 4000-2000 yılları arasında Mezopotamya bölgesinde yerleşik olarak yaşamışlardır.  Dünyanın bilinen en eski uygarlığı olarak kabul edilmektedir. İlk yazı, ilk astronomi bilgileri ve burçlar da onların ürünüdür. Bugün dünya ve insanlık tarihi ile ilgili yazılı ilk bilgilere Sümerlerin yazılı tabletleri aracılığı ile ulaşabiliyoruz. Ve bunlar gerçek kanıtlanmış bilgiler olarak karşımıza çıkıyor.

Mezopotamya bölgesinde ortaya çıkan ilk gelişmiş topluluk yani medeniyet Sümerlerdir. Sümerlerin o topraklara nereden ve nasıl geldikleri halen tartışmalıdır. Ona rağmen dil ve yazı, aritmetik hesaplamalar ve astronomi, tıp ve şifacılıkla birlikte din ve mitoloji alanlarında ilk olarak öne çıkan ve çağdaşları ile birlikte kendilerinden sonraki medeniyetlere bile ışık tutacak düzeyde gelişmiş bir topluluk olmaları düşündürücüdür.  Ve bu yönüyle birçok tek tanrılı ve çok tanrılı dinlere fikir zemini hazırladığı düşünülmektedir. Kramer’in ‘Tarih Sümerlerde Başlar’ kitabında İran’dan gelen göçebe kabileler ile Samilerin karışımıyla yerleşik hayata geçen Sümerlerin bu medeniyeti oluşturduğu görüşü hâkimdir. Sümerler orada kendilerinden önce yaşayan Sami kökenli Mezopotamyalılar ile teknolojik açıdan çok gerilerinde oldukları için mücadele edemiyorlar. Sonrasında ordularına paralı asker olarak dâhil olup medeniyetlerini, kültür ve teknolojilerini yakından tanıyıp kendi toplumlarını daha ileriye taşımak adına ilk adımları atıyorlar ve devamında devrin en ileri medeniyet seviyesine kendileri ulaşarak önder konumuna geçiyorlar. Fethettikleri bölgeleri genişleterek kendi medeniyetlerini Sümer adı ile kuruyorlar. Şehir devletleri olarak kurulup yönetilen Sümerlerde her şehrin bir kralı var ve bunlar aynı zamanda dinsel önderler de. Her kentin bir tanrısı ve tapınağı var. Mitolojik unsurların öne çıktığı Sümer tarihine bakıldığında ilk kral listelerine de rastlamak mümkün. Gılgamış destanında olduğu gibi.

Sümer tarihi, mitolojik esinler ağır bassa da bugün bile izlerini sürebileceğimiz birtakım gerçekliklere ışık tutmaktadır. Sümer mitolojisi konuları ile Yunan ve Roma mitolojisine de esin kaynağı olmuştur. Örneğin özellikle kutsal kitaplarda genişçe yer alan ‘Tufan’ ve ‘Yaratılış’ anlatıları Sümer tabletlerinde de ayrıntısı ile ele alınmıştır. İbranilerin ‘Babil Sürgünü’ gibi etkileşimler ile Sümer mitolojisinde geçen ana temalar kısmen değişimlere uğrayarak da olsa günümüze kadar gelmiş ve kutsal kitaplara konu olmuştur.

Sümer tabletlerinden öğrendiğimiz ‘Yaratılış’ mitolojisine göre insanlar tanrılara hizmet etmek için onlara benzer şekilde ve balçıktan yaratılmıştır. Her şey su üzerinde ve sudan yaratılmıştır. Önce erkek, erkeğin ‘Ti’ sinden de kadın yaratılmıştır. (Ti: Sümerce de öz, ruh anlamına geldiği gibi, kaburga kemiğini ifade etmekte de kullanılan bir işarettir.)Yine aynı metinler de yaratılan insanların tanrısal bilgiye ulaşmak için onların çabaları cezalandırılmış ve tufan olmuştur. Yine bu metinlerde gemi yapımı ve bu gemiye her canlıdan birer çift konularak taşınması da anlatılmaktadır. Görüleceği üzere Sümer mitolojisinin bu konuları tek tanrılı dinlerin kutsal kitaplarında da benzer şekillerde konu olmuştur. Özellikle Tevrat ve İncil’e konu olan ‘Nuh Tufanı’ bir Sümer efsanesidir. (Orhan Hançerlioğlu)Yine aynı bölgede yaşadığı bilinen Kral Hammurabi kanunlarının Tevrat’ın 10 emrine kaynaklık etmiştir. Maalesef derin araştırmalarıma rağmen hakkında bir bilgiye ulaşamadığım ama araştırmacı/incelemeci ve Orpheus adlı kitabın yazarı olduğunu bildiğimiz Samuel Reinach şöyle demektedir:’Hammurabi Kanunları ileri sürülmesi gelenek haline gelen tarihten 700 yıl önce yapılmıştır. Eğer Musevi kanunlarının Musa’ya Tanrı tarafından yazdırıldığı doğruysa, Tanrı, Hammurabi’nin yapıtını aşırmış demektir.’

Sümerlerde bilim ve teknoloji konusu günümüzdeki insanları bile şaşkınlığa düşürecek derecede gelişmiştir. Hatta şunu soruyorum acaba insanlar Sümerlerden sonra 5000 yılda onların yaptığı buluşları temele almadan ne yapmışlardır?

Sümerlerde Bilim ve Teknoloji

Mezopotamya bölgesinde yerleşerek medeniyet kuran Sümerler, çanak ve çömlekten kap-kacaklarını yapıyorlardı. Madenleri özellikle altını çok ileri düzeyde işleyebiliyorlardı. Çok gelişmiş bir yapı tekniği ile kanallar, barajlar kurup sulama sistemleri geliştirmişlerdi. Yine kurdukları bentler ile bataklıkları kurutuyor hatta sel basmalarının önüne bile geçiyorlardı. Bu sayede gelişmiş bir tarım uyguluyorlar tarlalarını icat ettikleri tekerler ile yaptıkları sabanlarla öküzlere sürdürüyorlardı. 60 sayısını temele alarak geliştirdikleri birim sistemi ile bütün zaman ve mekân hesaplamalarını yapabiliyorlardı. Bir ayı 30 gün, bir yılı 360 gün ve 12 ay, bir günü gece ve gündüz 12 saat olarak hesaplamışlardı. Ay ve güneş tutulmaları zamanını hesaplayarak biliyorlar ve birçok dini ritüellerini bunlara göre yapıyorlardı. Bu kadarla kalmadılar; geometri ve aritmetiğin temellerini de geliştirdikleri hesaplama sistemi ile attılar. Bu sistemle dairenin alanını hesaplayabiliyor ve çapının 360 derece olduğunu biliyorlardı. Bugün halen kullandığımız çarpım tablosu Sümerlerin eseridir. Yine dört işlemi de onlar bulmuşlardır. Bu matematiksel buluşlar onlara astronominin de yolunu açmış, ilk burçları ve 11 gezegeni onlar gözlem ve hesaplamalar ile keşfetmişler hatta 12. gezegenin varlığını iddia etmişlerdir. Güneş saatini ve ay yılı hesaplamasına dayanan takvimi onlar icat etmiştir. Günümüz teknolojisi ile halen onların varlığını iddia ettikleri ve hatta güneşi kesen bir yörüngeye sahip olduğunu hesapladıkları Niburu gezegeni keşfedilememiş, bilim insanlarının bugün var olduğunu kesin olarak söyleyemeyiz ama bir Planet X den söz edebiliriz dedikleri bir durum söz konusudur.

ANUNNAKİLER KİMDİR?

Anunnakiler kimdir? Konusundan önce neden uzun uzun Sümerlerden bahsederek girizgâh yaptığıma gelince…

Anunnakiler kimdir? Anunnakiler Sümerlerin tanrısı mıdır? Soruları etrafında biraz dolaşalım.

Sümerlerden günümüze kadar gelmiş olan tabletlerde ‘Anunnakiler’ Sümerlerin tanrıları olarak betimleniyor. Anunnakiler insanları kendilerine hizmet etmek için yani kendilerine köle olsunlar dile dünyayı tohumlayarak yaratmışlardır. Dolayısı ile Anunnakiler Sümer tabletlerinde yazılanlara göre insanların yaratıcılarıdır. Kadim kültürlerin hemen hepsinde buna benzer söylemler yer almıştır. Bu tanrılar insanları yaratıp, onları kendilerine bakabilecek yetenekleri verdikten sonra geri döneceklerine söz vererek dünyayı terk etmişlerdir.

Şimdi burada yine bir ekleme yaparak konuya açıklık getirmek gereği doğmuştur. Türk araştırmacı-yazar ve eğitim uzmanı Gök Türk (Anunnakiler hakkında kitap yazan ilk Türk)Anunnakiler ile ilgili yazdığı kitabında, Anunnakilerin ilahi bir niteliğinin olmadığını, onların da Tanrı inancının bulunduğunu, onların bir yaratıcı olmadığını ama bizden çok çok gelişmiş bilim ve teknolojiye çok önceden sahip olduklarına dikkat çekiyor. Hatta konuyu bugünün Amerika’sı ve Sudan’ı arasındaki farka dikkat çekerek perçinliyor.

Uzun zamandan beri birçok araştırmacı tarafından kadim bilgiler ışığında bu gizemli olaylar çözümlenmeye çalışılıyor. Anunnakilerin varlığı ve dünyaya gelişleri farklı bölgelerde medeniyet oluşturmuş İnka, Maya ve Zulu gibi kabilelerin günümüze kadar ulaşmış metinlerde işlenmiştir. Ancak metinler nedendir bilinmez ya görmezden geliniyor ya da görünmesi istenmiyor. Bugün en azından şunu biliyoruz ki; çalınan Sümer tabletleri İngiltere ve Vatikan arasında bir sır perdesi arkasında saklanıyor. Üzerinde araştırma ve çalışma yapılmasına müsaade edilmiyor.

Bu metinlerde ortak söylem; dünya dışı varlıklar on binlerce yıllar boyunca dünyayı ziyaret etmişler, dünyadan değerli madenleri kendi gezegenlerine taşımışlar ve insanları da bu madenleri çıkarmakta köle olarak yaratmış ve kullanmışlardır. (Konuyu hemen burada parentez içinde biraz açalım: Niburu gezegeninde milyonlarca yıllardır yaşamakta olan Anunnakiler, atmosferlerinde bizim de dünyamızda yaşanan ozon tabakası delinmesi benzeri bir durumla karşılaşırlar. Bunun iyileştirilebilmesi için altın madeninin çok yüksek ısılarda işlenip beyaz bir duman üretmesi ve bu boşluğu kapatması sağlanmaktadır. Aynı zamanda bu madeni yaşamlarını uzatmak ve sağlıklı kalmak adına da işleyip kullanmaktaydılar. Kendi gezegenlerinde bu maden tükenmiş ve evrende başka gezegenlerde bu madenin arayışına girişmişlerdir. Dünyada keşfettikleri madeni binlerce yıllar boyunca kendileri çıkarıp gezegenlerine taşımışlardır. Ancak bir gün gelmiş ve işçi sınıfı çalışma şartlarının zorluğundan kaynaklı isyan çıkarmışlardır. Bunun üzerine yönetici Anunnakiler oturup bir karar almış ve dünya üzerinde bu işi yaptırabilecekleri bir insan sınıfı yani kendilerine köle yaratmaya karar vermişler. Bunu biz hayal ürünü bir efsane olarak değil, Sümer tabletlerinden alıntılayarak aktarıyoruz.)Bazı kaynaklara göre geldikleri gezegenin adı Niburu’dur. Asuriler ve Babiller bu gezegeni Marduk olarak adlandırmışlardır. Sümer metinlerinde Niburu’da bir yılın dünyada 3600 yıla eşdeğer olduğu yazmaktadır. Günümüzde güneş sistemi dışında bir gezegenin olup olmadığı konusu halen tartışmalıdır ve bilim insanları birçok bilgi ışığında bir Planet X in varlığından söz etmek mümkün, ancak henüz kanıtlanmış kesin bir şey yok diyorlar.

Kazakistan’da bir grup bilim insanı ve araştırmacının ortaya koyduğu hipoteze göre Anunnakiler daha gelişmiş dünya dışı bir medeniyettir ve onlar farklı dünyalarda yeni hayatlar tohumlamışlardır ve dünya da bunlardan sadece birisidir. DNA da iki farklı versiyon gördüklerini beyan eden araştırmacılar, birincisi; DNA’mızın dev bir yapılandırılmış koddan ve  basit bir koddan oluştuğunu iddia etmektedirler. Bu bilgiler ışığında da aynı araştırmacılar şu sonuca varmaktadırlar: DNA kodumuzun ilk bölümü dünya üzerinde yazılmamıştır ve bu onlara göre doğrulanabilir bir netliktedir. İkincisi; evrim ve ani evrim sürecini genler tek başına açıklamaya yeterli değildir. Orada gerçekleşen şeyler, sonuçlar ile örtüşmemektedir ve puzzleda büyük bir parça eksiktir. Kazak araştırmacı Makukov ‘’insanlar er ya da geç kabul etmelidir ki; dünya üzerindeki tüm yaşam birimleri dünyevi kuzenlerimizin yaşam kodunu taşımaktadır ve evren bizim düşüncemiz değildir.’’ Gen ve DNA üzerine ortaya atılan bu hipotezler insanlara benzeyen uzaylılar ile temas ettiğini söyleyen insanların iddialarını da büyük oranda güçlendirmektedir. Onlar da Makukov’un bulgularını destekleyerek insana benzer uzaylıların dünyada insan evrimi için gerekli materyali onların sağlayabileceğini iddia ediyorlar. Buradan Sümer metinlerine bakarak devam edecek olursak o metinlerde de Anunnakilerin kendilerine hizmet etmek için dünya üzerinde insanı tohumladıkları (dünya imkanları ile yaratılmış bir erkekten alınan spermler Anunnaki bir kadının rahminde bir çeşit gen teknolojisi ile adeta bir tüp bebek gibi yumurta ile buluşturulup tohumlanmıştır. Bunlar resimlerle birlikte tabletlerde yer almaktadır.) ve onların kendilerini idame ettirebilecek duruma gelinceye kadar evrimleşmesini desteklediklerini yazmaktadır. (Şimdi bazı bilim insanları DNA’mıza kodlanmış olan bazı yeteneklerimizi kulanamayışımıza ve beyin kapasitemizin çok küçük bir kısmını kullanabildiğimize odaklanarak bu kısıtlamanın zaten bizi tasarlayan Anunnakilerin  işi olduğunu iddia etmektedirler.) Amerikalı bir araştırmacı yazar olan Gregg Braden:  DNAmızda bulunan açık 64 kodun sadece %20 sini kullanabiliyoruz. Neden yaradılışın kaynağı DNA’nın çoğunu kapatarak genetik yeteneklerimizi sınırladı diye birileri sormalı diyerek ekliyor:  DNA’mız Anunnaki yaratıcılar tarafından kontrol edilebilir olmamız için sınırlandırıldı, diyor.’’ Peki DNA’mızın henüz keşfedilmemiş %97’lik bölümünde hangi yeteneklerimiz gizli?… Konuya kaldığımız yerden devam edecek olursak; Ancak tanrısal bilgiye erişmek için çaba içerisinde olduğunu gördüğü insanlara kızarak onları kendi kaderlerine terk edip kendilerinin de dünyadan ayrıldıkları söylenmektedir. Bununla birlikte Anunnakilerin temsilcileri yani o zaman için şehir devletlerinin kralları onlarla bir biçimde temaslarını devam ettirmekteydiler. Bugün de aynı şekilde o temsilcilerin aramızda olduğu ve onlarla irtibatlı olduğu düşünülmektedir.

Hala içinde yaşadığımız evren, üzerinde yaşadığımız dünya ve hatta kendi bedenimizle ilgili birçok konuda cevaplanamamış sorular ile karşı karşıyayız.  Mesela M.Ö. 2000’li yıllarda yapıldığı düşünülen Mısır Piramitlerinin kimler tarafından, nasıl yapıldığı ve gizemleri çözülebilmiş değil. Peki, bu çözülemeyen gizemleri yaratanlar dünya dışı yaşamdan geldikleri ve dünya üzerinde kendilerine benzer yaşam birimleri yani insanlar dölledikleri ve bizlerden çok çok daha gelişmiş teknoloji ve bilime ulaştıkları düşünülen varlıklar Anunnakiler miydi? Kendilerinin sahip olduğu ancak dünyada bilinmeyen teknolojiyi kullandıkları için mi bu gizemler bizi halen şaşırtmaktadır? Ve işin en ilginç yanı bunlar sadece birer efsane olarak kalmayıp taa 5000 yıl öncenin tabletlerine adeta birer günlük titizliği ile yazılıp resmedilmiş. O günlerden günümüze kalan buluntular da cabası…

ANUNNAKİLER ŞİMDİ NEREDELER?

Burada yine Sayın Gök Türk’ün sözleri ile devam edelim. Anunnakilere ve onları eleştireceğimiz bilgilere tabletleri deşifre ederek ulaşıyoruz. Bu bilgi bizim öğrenmemizi istedikleri için bugün bize ulaştı. Dileselerdi manipüle edip bizim onları gerçek birer Tanrı olarak görmemizi, birer kurtarıcı olarak algılamamızı da sağlayabilirlerdi. Ancak onlar gerçeği, hatasıyla doğrusuyla sadece gerçeği bilmemizi amaçladılar. M.ö. 300-500 yıllarına kadar aramızda bizimle birlikte yaşadıktan sonra sistemi tamamen bizim üzerimize kurduklarını söyleyerek dünya dünyalılarındır deyip kendi gezegenlerine döndüler.

Son bir soru ile konumuzu kapatalım. Amerika 2003 yılında Irak’ı işgal ettiğinde neden ilk işi Bağdat müzesini basıp 15.000 parça Sümer tabletini yurtdışına kaçırdı. Bu tabletler nerededir, kimlerin gözetimine verilmiştir ve neden biz o tabletleri inceleme hakkına sahip değiliz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sosyal Hesaplarımız